Dışarı çıkmaya

annem dışarı çıkmama izin vermedi babamı aradım napcaksınız dedi kütüphaneye arkadaşımla gıdı z dedim bir sürü şey saydı her dışarı çıkayım dediğimde hevesimi kırıyolar ben onlara ne yaptım ya? millete bakıyorum neler yapıyolar benim ise onlar yüzünden ne çok arkadaşık ne de sevgilim var çıkamadığım için dışarı. beni hep içime kapanık yaptılar ... Yaşlılar dışarı çıkmaya korkuyor. Programda HLM’lerde asansörlerin bozulmasının artık sürekli yaşanan bir durum olduğuna dikkat çekilirken, özellikle yüksek katlı bir binada yaşanan zorluklara dikkat çekiliyor. Ailelerin sıkıntı yaşadığını, yaşlıların ise dönüşte asansörü bozuk bulurum korkusuyla dışarı ... 'Pele, artık yürüyemediği için dışarı çıkmaya utanıyor' 11.2.2020. Anıl Özkan yeni single çalışması ile sevenleriyle buluşuyor. Tacizciyi döven kurye hakkında açıklama Dışarı Çıkmaya Gerek Yok Evde Adana Kebap Tarifi. Ana Yemek Tarifleri. 09 Mart 2020. 0 yorum. Deftere Ekle TARİF DEFTERİM(0) Adana Kebap Tarifi için Malzemeler. Tek Çekim Yağlı Kuzu Kıyma (1 Kilogram) Kırmızı Kapya Biber (2 Adet) Biber Salçası (1 Yemek Kaşığı) Bu Köpeklere Ne Oluyor, Dışarı Çıkmaya Korkuyoruz : Edinilen bilgiye göre Trabzon İli Şalpazarı ilçesi Kuzuluk mahallesinde bir ayda 6 Kangal, kurtlar tarafından öldürüldü. Dışarı Çıkmaya Gerek Kalmadan Az Malzemeli Çok Bereketli 10 Kurabiye Tarifi Ana Sayfa > Yemek > Atıştırmalık, Tatlı Pasta Kek, Pratik Tarifler. Rana Şen Onedio Üyesi. 96 PAYLAŞIM 19/07, 22:17 22/07, 07:30. Facebook'ta Paylaş Twitter'da Payla ... Apartman görevlisi çöpleri karıştırırken koronavirüse yakalandı, dışarı çıkmaya devam etti Diyarbakır'da apartman görevlisi olarak çalışan bir kişi, binada ve semt pazarında ...

DarkMaya

2019.10.20 16:55 Spirit_of_Stallman DarkMaya

DarkMaya is ALEPH's hidden subroutine, which gives access to more detailed data stored in the databases of Human Sphere. http://darkmaya.drunk.systems/
[link]


2020.09.08 08:43 Historical-Weather63 Bir zamanlar 9/10 chad bir erkektim

Merabalar sanaldan bi arkadaş sizden bahsetmişti işte terimleri falan anlatmıştı bende meraklandım biraz kayıtsız okudum sizleri size ufak bişey söylemek için kayıt açtım.
Ben 3 sene önce 9/10 olan yakışıklı biriydim . ta ki yüzüme kaynar su dökülene kadar o malum olaydan sonra yüzüm hep yanık izleri ile kaldı bir türlü iyleşemedim ve umutum kalmadı
şimdi konuya gelince siz yazdıklarınız da o kadar haklısınız ki bunu yaşayarak anladım. Kızların bana eskiden nasıl davrandıklarını şimdi ise nasıl kaçtıklarını biliyorum .Gerçek ve gerçekten yüzünüz güzel veya yakışıklı değilse olay bitiyor şuan benim yüzüm yanık kendimi 1/10 hissediyorum. Eskiden bana sürekli mesaj atarlardı dışarda yüzüme bakıp gülümselerdi , Ben istemediğim halde bana yardım etmek isterlerdi, sürekli arayıp rahatsız ederlerdi , şuan ise dışarı çıkmaya korkar oldum, o eskiden peşimden koşanların hiç birini artık etrafımda göremiyorum. Nedenini açıkca belli işte , depresyona girdim intihar düşündüm yapamadım. Gerçekten kız konusunda olay tipten ibaret
Hayat böyle acımasız arkadaşlar bu arada 24 yaşındayım
submitted by Historical-Weather63 to turkincel [link] [comments]


2020.08.28 16:41 Dragon_emperor12 Şimdi

Günlük planımın iki kısmı,yerden dölleri temizleme ve banyo yapma bitti Sıra geldi dışarı çıkmaya Sizce avm de bir lokantada karnımımı doyurayım yoksa sinemayamı gideyim
submitted by Dragon_emperor12 to KGBTR [link] [comments]


2020.07.12 20:51 DavyCharlemagne ONLİNE BİR OYUNDA ADRES VERİRSENİZ NELER YAŞANIR?


olay tam olarak bugün (12.07.2020) gerçekleşti. bu yüzden sıcağı sıcağına anlatmayı istedim. öğleden sonra arkadaşımı dışarı çıkmaya ikna ettim. ancak ikna edebildiğim tek yer de internetkafe. ben öyle ortamları çok seven biri değilim ama arkadaşım pcsi bozulduğundan ara sıra gitmeye başlamış. ben de görüşmüş oluruz en azından diyerekten kabul ettim.
her neyse birkaç saat oynamıştık ki arkadaşımın arkadaşı lol oynayalım mı, dedi. biz de "peki, tamam" dedik. gruba katıldığımızda arkadaşımın da tanımadığı birinin olduğunu gördük ama "neyse" dedik, "grup 5 kişi olmuş oldu." (bu arada söylemeyi unuttum, bizi davet eden çocuğun da bir arkadaşı vardı) ben alt o destek seçti. eşleşme, şampiyon seçim aşamaları bitti. ben lucian seçtim arkadaşım da lux seçti. pek oynayan biri değildir zaten, ben de eski tecrübelerimden biliyorum biraz. bu tanımadığımız adam 10 dakikada 12 defa öldü. ben daha chill takılırken arkadaşım sinirlenmeye başladı- pek de dengesiz bir mizacı vardır ama severim, 6. sınıftan beri arkadaşız. sinirlenince tabii ki lolcülerden benimsediği spam taktiğini uyguladı. 20-30 defa işaretlemeden sonra tanımadığımız çocuk tilt olmaya başladı ve tipik bir lolcü olarak küfür etmeye başladı arkadaşıma. arkadaşım da ağzına veriştirdi tabii ki, dediğim gibi alttan alacak bir mizaçta değildir.
kışkırtılan tanımadığımız çocuk kişiliğini belli ederek adres, telefon numarası falan istedi. arkadaşım da boş bulunup internet kafenin adresini verdi. ve aslında olaylar şimdiden sonra başlıyor. bizi davet eden çocuklardan bunların gerçek bir ... (kullanmak yasak mı bilemiyorum anlarsınız umarım) olduğunu öğrendik. tabii arkadaşım da bıçaklanmak istemediğinden abisini çağırdı. abisi 2 araçlık bir konvoy ile geldi. ne yalan söyleyeyim abisinin arkadaşları da garip* kişiler. hatta bu 2 araç hızla gelip önümüzde durduğunda ve daha araba durmadan açılan kapılardan inerlerken düşman* grup olduğunu sandım ben ve bir geri adım attım
burada olayların akışını durdurup kendi düşüncelerimi anlatmam gerekiyor. ben hayatında gerçekten kavga etmiş biri değilimdir ve hele ki öyle kişilerle yakın bir temasım hiç bulunmadı şu zamana kadar. düşman grubu beklerken histerik gülüyorum yaşanacak olayları hayal ederek. 2 aracın geldiğini gören çevre sakinleri de balkona çıkıp izlemeye başladılar kesin burada bir şeyler olacak diye düşünerek. her neyse biraz ileri sarıyorum ve bu düşman grubun geldiği ana sarıyorum.
8-9 tane çocuk ve bir de büyük bir adamın buraya yaklaştığını gördük. yanımıza geldiklerinde "selamun aleyküm" dediler ben ağzımı açmadım yanımızdaki adamlar aldılar selamı. eh tahmin edersiniz ki bütün konuşmaları hatırlamıyorum ama küfürleşmeleri hatırlıyorum. herhangi bir kavgaya karışmamış biri olarak kavga nasıl çıkar hiçbir fikrim yoktu açıkçası ve olaylar nasıl gelişir bilmiyordum. bahsettiğim karşı gruptaki adam bizim gruptaki adamları müzakereye falan çağırdı böyle saçma sapan, ne konuşuldu orada bilemiyorum ama tek amaç tansiyonu azaltmaktı diye düşünüyorum. böyle "müzakereler" devam ederken karşı gruptan bir çocuk "yuaw küfürler etmişsiniz birbirinize tamam öpüşün barışın bugün hatayspor'un (antakya'da yaşanıyor olaylar) günü siz kardeşsiniz eğvle eğvle" yapmaya başladı (arkadaşım sadece puan tablosuna baksa da ben hiç takip eden biri değilimdir bu arada). ortak yön bulma çabaları işte. her neyse, çoğunuzun tahmin ettiğini düşündüğüm şekilde bu balkondan olayları izleyen sakinlerden bazıları polisi aramış ve bir motorsikletli polis geldi olayları yatıştırmak için. gariptir, polisler de "selamun aleyküm" diyerek girdiler olaya. "siz temiz çocuklara benziyorsunuz eğvle eğvle... arama yapıldıktan hemen sonra sizi görmeyeyim, dağılın hemen eğvle eğvle" dedikten sonra başladılar tabii aramaya. bizim gruptan bir büyük atıldı: "yanlış anlamayın memur bey biz temiziz" diyerek. polis siktir git lan öteye ilk senden başlayacağım diye bir şey mi söyledim ben, diyerek karşılık verdi. neticesinde öbür grup bu lafı duyar duymaz dağılmaya başladı ve polisler de dağılanlara bakarak "ulan biraz daha erkekliğimizi okşasak mı" diyerek bir baktılar ancak sonra motorlarına atlayıp gittiler. polisler gelmese de o eğvle eğvle yapan çocuk sayesinde herhangi birinin kanı dökülmeden de çözülürdü olay ama her neyse.
submitted by DavyCharlemagne to kopyamakarna [link] [comments]


2020.06.29 15:35 ubotc Bir Atm kuyruğunda...

Beni bilen bilir iyi sıçarım dere tepe dümdüz sıçarım, çayır çimen geze geze sıçarım. Kısaca hayatımı bu işe adamış biriyim bildiğiniz gibi hedefim ülkemizi uluslararası platformda temsil etmek.
İçimde yanıp tutuşan bok sevdası, başıma bin bir türlü dert açıyor bu hikayem de Türk insanının sıcakkanlılığını değil savaşçı ruhunu gözler önüne sereceğim. Yetmiş iki milletten insan bunu okusun gerekirse translate'den çevirsin, tüm dünyaya ibret olsun.
Üniversitenin 2. yılında açlık canıma tak etmişti, artık bir baltaya sap olmalıydım. Zaten saptım da sadece baltası eksikti. Hemen bayiden bir gazete kapıp iş ilanlarına bakmayı denedim fakat odaklanamadım çünkü yan sayfada at yarışı tüyoları vardı. Kolay para kazanma yöntemlerini hep sevmişimdir ama namusumla kazanmayı kendime ilke edinmiştim ve ne pahasına olursa olsun bir iş bulacak, götüme bir don, ağzıma bir lokma yemek koyacaktım. Dolana ay dolana parçası eşliğinde, çarşı pazar gezerek iş aramaya başladım. kim bilir belki zengin olacak, kızlarla köpük banyosu bile yapacaktım. Belki yeni bir holdingin ceo'su doğuyordu...
Kurduğum bu hayallerle ve başarmanın azmiyle berberlerden tutun kasaplara kadar dolaştım. Ama sıfatıma bakan tipini siktiğim çarşıya çıkmaya utanmıyor gelmiş iş istiyor bakışı atıp beni kapı dışarı ediyordu. Ama yılmadım beyler bu süreci kişisel gelişim kitapları okuyarak atlattım. En sonunda sanayimizin güzide abisi Fındıksekiz Hüseyin'in katkılarıyla bir BMC fabrikasında işe başladım.
Günler ayları kovaladı 13 14 anahtar nerde amuha goyim ulan kaportaya bak be karı götü gibi sesleri eşliğinde ilk ayımı doldurmuştum bile. Ortamın sıcaklığından mıdır işi bırakırsan ağzına sıçarım tehditlerinden midir bilmem, okulu bırakmaya karar verdim. Aileme de, Las Vegas'ta mastır yapıyorum beni beklemeyin mısralarıyla dolu bir mektup yollamış, hayatıma ince bir çizgi çekmiştim. Artık bir işim vardı ve üstelik 3000 liralık servetimde bankada yatıyordu. Mesai bitimi topukları göte vura vura atmye koştum, inanırmısınız beyler anasının amcığı gibi kalabalık vardı. Hatta arka sıralara doğru emekli amcalar, okey masası kurmuş onların bi arkasındaki eleman çay servisi yapıyordu. Hayretler içinde kuyruğun en sonuna geçtim. Aradan 1 saat geçmişti ki, arkamdaki kuyruğun tren yaptığını gördüm. Hani toplansak, darbe yapacak kadar kalabalıktık. Tam olayın şokunu yaşıyordum ki büyük bir karın ağrısıyla sarsıldım, arkamdaki teyze yavrum istersen bi doktora git rengin soldu dedi. 𝘉u sırayı bok veririm sana orospu dedim ve hönkürerek önüme döndüm.
Dakikalar geçiyor sıra biraz daha atm'ye yaklaşıyordu, sırayı vermemeliydim ve karnımdaki bu sancıyı mutlaka durdurmalıydım. Atm'ye gidene kadar şehit düşmek istemiyordum ve son bir gayretle kendimi sıktım ama olmadı... En sonunda eşofmanımı sıyırıp gümbür gümbür sıçmaya başladım, tam teyzenin ayağının dibine bangır bangır vurdum Fatih'in toplarını... Şaşkın bakışlara aldırmadan sigaramı çeke çeke zevkle sıçtım. Taşşaklarımı sıkarak aldığım zevki ikiye katladım. Bir süre olayı anlamaya çalışan kalabalıkta, suskunluğu bozan bir çığlık koptu. Benim 5 metre menzilimde olan vatandaşlar kusuyor, böğürüyor, götü başı dağıtıyordu. Kimisi yere düşmüş kimisi ağzından salyalar akıtıyordu. Mahşer gibi kalabalığın zulüm çektiğini gördüm. Tüm bunlar yaşanırken en arka sıralardan gaz maskesi servisi yapıldı, sağa sola savrulan kuyruktan toplu bir kalabalığın üstüme doğru allah allah nidalarıyla koştuğunu hatırlıyorum. 𝘝urun orospu çocuğuna ve tekbir allahuekber sesleri eşliğinde darp edildim. Dedeler bastonunu götüme sokmaya çalışıyor, genç erkekler güvenlik koridoru oluşturmuş çocukları ve hamileleri olay mahaline almıyordu. Ambulansların biri geliyor biri gidiyordu. Çocukların ağlama sesi yankılandı, insanlık dramını görüntülemek isteyen basın acılı ailelerin etrafını sardı.
Neden sonra, ağzımı burnumu siken kel amcanın kafasından polis ışıklarının yansımasını gördüm. Toma olay mahaline su sıkıp öfkeli kalabalığı dağıttı. İnanın taharet musluğu bu kadar rahatlatmamıştı. Bomba imha ekipleri, beni alıp güvenlik koridorundan geçirerek arabaya bindirdiler. Vahşice adam öldürme ve yaralama, çevreye zarar verme, trafiği kasten kapatma, ve bunun gibi, 5 ayrı davayla yargılandım. 4 ay süren dava sürecinde hakim sıçmanın insani bir ihtiyaç olduğunu vurgulayarak beni serbest bıraktı.
Sonuç olarak beyler, artık sanayiye giremiyorum okul hayatım bitti, evimin önünde bir grup milliyetçi genç 4 aydır nöbet tutuyor. En kötüsü ise ailem Las Vegas'ta olmadığımı öğrendi. Şuan Serkan'ın evinde sığınıyorum, 300 liramdan kalan 1 lirayı, tuvalet pompasına harcadım. Benden duymuş olmayın ama evi bok götürüyor, o eve gelmeden tıkanan tuvaleti açmam lazım...
submitted by ubotc to kopyamakarna [link] [comments]


2020.06.15 21:35 snowieez Feanor ve Fingolfin Kimdir?

Feanor ve Fingolfin Kimdir?
En baştan uyarayım, biraz fazla uzun bir yazı. Feanor ve Fingolfin olmak üzere iki parta ayrılıyor. :D Bu ve Orta Dünya ile alakalı diğer yazılarım için uzun zaman önce açtığım bloğa bakabilirsiniz. İsteyenlere link; http://middle-earthh.blogspot.com/2015/02/feanor-ve-fingolfin.html

Feanor

Feanor

Feanor, Ağaçların Çağında Valinor’da Tirion kentinde doğmuştur. Babası Noldor’un Kralı Finwe, annesi ise Serinde Miriel’dir. Annesi Miriel, Feanor doğduktan hemen sonra ruhu bedeninden ayrılmıştır, çünkü bütün gücünü ve kudretini oğlu Feanor’a geçirmiştir. Böylece doğmuştur Noldor’un en kudretlisi, Valinor’un altın ışıkları içinde.. Diğer ismi (babasının verdiği isim), Curufinwe’dir.
Miriel doğumdan sonra bedeni kötü duruma gelince, Finwe Manwe’nin huzuruna çıkıp ondan nasihat istemiş, o da Miriel’i Lorien’de Irmo’nun bakımına vermiş ve orada uykuya dalmış Miriel. Bedeni uyur gözükmüş fakat ruhu bedeninden ayrılıp çoktan Mandos'un Salonlarına gitmiş ve bir daha hiç dönmemiş. Finwe bu duruma çok üzülmüş, sık sık Lorien’e onu ziyarete gitmiş fakat o bir daha hiç uyanmamış, bir süre sonrada Finwe bir daha Lorien’e gitmemiş. Sonra Finwe tüm sevgisini oğlu Feanor’a vermiş, Feanor’un içinde tutuşan gizli bir alev varmış gibi hızla büyümüş. Uzun boylu, güzel yüzlü, iradesi güçlü, gözleri delip geçercesine parlak, saçları kuzguni siyahmış; tüm hedeflerini hırsla ve yolundan dönmeden kovalamaktaymış.
O zamanlar ve sonrasında Noldor arasında aklı en kurnaz, eli en becerikli olan oymuş, Gençlik döneminde bilge Rumil’in eserini geliştirerek Eldar’ın sürekli kullanacağı harfleri tasarlamıştır. Ayrıca değerli taşların oldukları hallerden nasıl daha büyük ve daha parlak olabileceklerini ilk o keşfetmiş.

https://preview.redd.it/ojegavwik4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=21156a67a1266aa7ce75f0bd48b1ac0399d51581
Feanor daha sonraları, Noldor arasında Aule’nin en sevdiği Mahtar isimli ulu bir demircinin kızı olan Nerdanel ile evlenmiştir. Feanor ve Nerdanel’in yedi çocuğu olmuştur. Bunlar; Uzun Maedhros, sesi ülkenin ve denizlerin ötesinden duyulan güçlü şarkıcı Maglor, kumral Celegorm, esmer Caranthir, babasının el becerisinin çoğunu miras almış olan becerikli Curufin, huyları ve yüzleri birbirlerine benzeyen en küçükler olan ikiz Amrod ve Amras'tır.
Finwe, karısı Miriel’in ölümünden sonra tekrar evlenmiştir. İkinci eşi bir Vanyar Elfi olan İndis’tir. Finwe ile İndis’in daha sonraki günlerde; Finarfin ve Fingolfin isimli iki çocukları daha olmuştur. Kardeşler içerisinde dil ve el becerisinde en kudretlileri Feanor’du, ruhu bir alev gibi yanıyordu. Fingolfin ise en güçlü, en metin ve en cesur olanlarıydı. Finarfin ise en iyi, yüreği en bilge olandı.

https://preview.redd.it/tlyesnhjk4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=4f32cf7f6c4a4ca6c812ce2c686cc80b72bb35b4
Feanor’un annesine düşkünlüğü yüzünden, İndis ve oğulları Fingolfin ve Finarfin’e kin duymaktaydı, içlerinde en çokta Fingolfin’i sevmezdi, çocukluklarında bile onlarla sürekli bir rekabet içindeydi. Sürekli başı dik gezerdi ve kendisini kardeşlerinden daha üstün görürdü ve belki de öyleydi, fakat böyle düşünmesi bile onun kalbini daha da köreltmekteydi…
Bütün bu olaylar gelişirken Melkor’un cezası sonuna geldi ve Mandos’un Zindan’larından çıkartılarak tekrar Manwe’nin huzuruna çıkartıldı. Bütün Valar ve Maiar ordalardı, Eldar’ın da çoğu oradaydı. Melkor affedildi ve Valmar sınırlarında yaşamasına izin verildi. Lakin Ulmo ve Tulkas ona aldanmadılar.
Feanor’un düşüncelerinde yeni bir fikir oluşmaktaydı. Ağaçların ışığının nasıl korunabileceğini düşündü uzun bir süre. Sonra uzun ve gizli bir işe girişti, tüm ilmini ve ince hünerlerini bir araya getirdi; her şeyin sonunda Silmaril’leri yarattı. Üç büyük mücevher şeklindeydiler. Arda Krallığında ona zarar verebilecek hiçbir güç yoktu. Feanor, Mücevherlerin iç ateşini Valinor Ağaçları’nın uyumlu ışığından yaratmıştı. Silmaril’ler böylece canlı varlıklar haline gelmişlerdi. Herkes Feanor’un eserlerinin önünde şaşkınlık içinde kaldı. Varda, Silmarilleri Kutsadı; içinde kötülük olan hiçbir kimse onlara el süremesin diye büyüledi. Feanor, taşları Valar’ın korumasına bırakmadı, çünkü onları o kadar çok seviyordu ki, kimselere güvenemezdi. Bu yüzden onları Tirion’da ki Hazine odasının derinliklerine kapattı, babası ve oğulları haricinde kimsenin görmesine izin vermedi.
https://preview.redd.it/m2ryv2vjk4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=179407ad3b01f365d4918f32213df17e91eb8230
Feanor ve Silmariller

Feanor ve Silmariller

Melkor’da Feanor’un yarattığı Üç Taş’ı yakından izlemişti ve içinde onlara karşı bir istek ve hırs oluşmuştu. Melkor, Silmaril’leri istiyordu... Böylece işe koyuldu ve Valar’ı Eldar’a kötülemeye çalıştı, başlarda ufak yalanlarla, sonra ise büyük iftiralarla. Noldor’u hiç sevmedi ve onlara; Valar’ın onları Aman’a hapsettiğini ve Orta Dünya’yı onlardan esirgediklerini söylüyordu. Noldor bu sözlere pek aldırmasa da yine de etkilendi. Feanor’da duydu bu sözleri, içinde özgür olmak ve başka topraklara gitme hissi daha da ateşlendi. Dahası Melkor, Noldor’u da kendi içinde düşürmeye çalıştı, Feanor ile İndis’in oğullarının arasını açtı. Sonunda Melkor başarılı oldu ve Valinor’un parlak günlerinin sonunu getirdi; Feanor artık açık açık özgür olacağını, dış dünyaya, Orta Dünya’ya göç edeceğini ve eğer gelirlerse Noldor’u da esaretten kurtaracağını söylüyordu ve Valar’ın hükmüne karşı çıkıyordu. Fingolfin, Feanor’un kendini sanki bir kralmış gibi görmesinden rahatsız olmuş ve bu konuyu babası ile konuşmak için Tirion’un sarayına gitmiş, Feanor onu orada görmüş ve kendisini babasına kötülediğini düşünerek olaya girmiştir. Bu durum üzerine Fingolfin hiçbir kelime etmeden saraydan ayrılmıştır. Feanor onu takip edip dışarıda onu sıkıştırmış ve kılıcını çekip tehtid etmiştir. Bunun sonucunda Valar, Feanor’u huzurlarına çağırdı. Sonunda her şey açığa çıktı ve Melkor suçlandı, Tulkas derhal ayrılarak Melkor’u aramaya gitti. Lakin bu Feanor’un suçunu hafifletmedi. Feanor 12 yıllık bir sürgüne mahkum edildi. Bu sürgüne babası da onunla geldi. Ayrıca yedi çocuğu da onunla birlikte gitti. Bu süre içinde Fingolfin, Tirion’da ki Noldor’u yönetti.
Sürgün bitti ve Feanor ve maiyeti Formenos’a geri döndü. Bir süre sonra Melkor açık açık Formenos’a gelerek Feanor'la konuştu. Fakat Feanor onu evinden kovdu. Melkor bir süre kimselere gözükmedi. Valar dostluk için bir divan daha topladı ve bütün Eldar’ı çağırdı. Birçok kişi geldi, gelenler arasında Feanor ve Fingolfin’de vardı. Finwe, Formenos’da kalmıştı. Divan sırasında Fingolfin ve Feanor’a barışmaları emredildi ve Fingolfin, Feanor’un çizdiği yoldan gitmeye yemin etti. Bu divan sürerken Melkor, Ungoliant isimli bir başka güç ile iki ağaca saldırmış ve ışıklarını söndürmüştü. Haber Manwe’nin divanına ulaştı, inanılmaz bir kargaşa çıktı, Tulkas ve Orome hemen ayrıldılar. Ağaçların yanına gittiler, hemen arkalarında da birçok Eldar geliyordu fakat ışık sönmüştü, Melkor orada yoktu. Eldar ve Valar ağaçların yanındayken Melkor ve Ungoliant Formenos’a gittiler ve kapıları kırıp içeri girdiler, orada kral Finwe önlerine dikildi. Melkor tek bir hamlede Finwe’yi öldürüp cansız bedenini yere serdi. Ardından hızla hazine odasına gidip tüm hazineleri ve Silmariller’in olduğu sandığı da alarak kuzeye doğru kaçtılar oradan Helcaraxe geçitlerine gittiler ve Orta Dünya topraklarına girdiler. Formenos’taki olaylar bir yıldırım gibi ulaştı Valar'a ve Noldor’a. Feanor ve Fingolfin acı içinde ağladılar. Tam o sırada Feanor intikam için yemin etti ve her nereye giderse gitsin Melkor’u takip edeceğini ve Silmarilleri ondan alacağını söyledi.
…ve böylece başladı orta dünyaya yolculuk, Feanor Tirion meydanında konuştu ve halkının büyük bir kısmını ikna etti, Fingolfin de yemini üzerine, Feanor ile gideceğini açıkladı ve birçok Noldor yolculuğa çıktı, Finarfin ve onun isteğini dinleyen Noldor da gideceklerdi. Yolculuk başladı Alqualonde limanlarına vardılar orada Teleri’den yardım istediler, fakat Teleri yardım etmeyi reddetti. Feanor ve çocukları Teleriyle savaştı. Bu savaş ilerde “Kardeş Katliamı” olarak adlandırıldı. Fakat Fingolfin geriden geldiği için savaşmadı. Bu savaşın sonunda Mandos gökte belirdi ve hükmünü açıkladı; Noldor lanetlemişti, bu yolculuk onların sonu olacaktı. Fakat Feanor vazgeçmedi gemileri aldı, Fingolfin’de devam etmek zorundaydı. Fakat Finarfin ve halkı gitmekten vazgeçtiler ve Tirion’a geri döndüler. Feanor limandan gemilerle Ayrıldı fakat Fingolfin’e ve halkına ihanet etti ve onları gemilere aldırmadı. Fingolfin Feanor’a kızdı ve ne olursa olsun dönmeyeceklerini açıkladı ve Helcaraxe geçidine yöneldiler, bir çok Noldor öldü.
Feanor, Beleriand’a girdi ve savaş için hazırlandı, Angband’a öncüler yollayıp gözetletti. Ve Noldor’un Beleriand’daki ilk savaşı başladı, bu savaşa “Dagor-nuin-giliath” anlamı ise “Yıldızların Altındaki Savaş”tır. Elfler büyük bir zafer kazandılar,savaşın bitmesine yakın Feanor, hırslanıp yanında birkaç arkadaşı ile birlikte Angband'ın kapısına kadar at sürmüştür, pusuda yatmış olan Balrog’lar bir anda ortaya çıkarak grubu çember içine almıştır, uzun süre mücadele eden Feanor en sonunda aldığı yaraların sonucunda zayıf düşmüş ve bedeni Balrogların efendisi Gothmog tarafından yere çarpılmıştır, tam bu sırada yetişen oğulları babalarının yardımına gelmiş onu kurtarmışlardır, ama en büyük oğul Maedhros, Morgoth'a esir düşmüştür. Geri dönüş yolunda Feanor öleceğini anlayıp oğullarına durmalarını emretmiştir. Son sözleri ise, ne olursa olsun Morgoth’un peşini bırakmamaları ve ne pahasına olursa olsun Silmarilleri geri almaları üzerine olmuştur.
Feanor acı içinde ölmüştür, ruhunun alevi oracıkta bedenini küle çevirmiştir. Geriye ise hiçbir şey kalmamıştır. Noldor’un en kudretlisi de Arda topraklarına böylece veda etmiştir…

https://preview.redd.it/yibvltdqk4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=af62b196aceb14ab414a3aa4a93a6069915b6edc
Feanor iyi-kötü bir çok şey yapmıştır, Feanor olmasaydı Eldar'ın en güçlü halkı Noldor'un tarihi, hatta Orta Dünya'nın tarihi bu kadar uzun olmazdı... Her şey bittiğinde Eldar kulaklarında Feanor'un sözleri hep çınladı ve kararan Valinor'un simgesi hiç kaybolmadı gözlerinden. İşte Feanor'un binlerce yıl geçmesine rağmen hafızalardan silinmeyen sözleri;
"Neden, Ey Noldor halkı, neden bizi koruyamayan, hatta kendi topraklarını bile Düşman'ına karşı koruyamayan kıskanç Valar'a hizmet edelim? O, düşmanları olduğu halde, akrabaları değilmi? İntikam, bu yüzden beni çağırdı, ama öyle olsa bile, bundan sonra babamın katili ve hazinemin hırsızının akrabalarıyla aynı topraklar üzerinde yaşamayacağım. Bu cesur halk arasındaki tek cesur ben değilim. Hepiniz kralınızı kaybetmediniz mi? Kaybedecek daha neyiniz var ki dağlar ve deniz arasındaki bu dar toprağa takılıyorsunuz? Bir zamanlarda Valar'ın Orta Dünya'dan esirgediği ışık vardı ama şimdi karanlık her yere yayıldı. Pusun tacizine uğrayan ve nankör denize boşuna göz yaşı döken gölgelenmiş bir halk olarak sonsuza dek burada kıpırdamadan yas mı tutacağız? Yoksa yurdumuza mı döneceğiz? Özgür halkın yürüdüğü Cuivienen'de, bulutsuz yıldızların altında tatlı sular akıyor, geniş toprakları etrafa uzanıyor. Hepsi orada, delilik ederek terk ettiğimiz her şey orada hala bizi bekliyor. Gelin dönelim! Bırakın bu şehri korkaklar korusun."
Noldor'un hatırladığı başka bir şey daha vardı, hatıraları canlandıkça hala acı içinde ağlarlar.

Mandos'un kehaneti
"Sayısız gözyaşı dökeceksiniz. Valar, Valinor'u size karşı kapatacak ve sizi dışarıda bırakacak, böylece ağıtınızın yankısı bile dağları aşamayacak. Valar'ın gazabı Batı'dan Doğu'nun en ucuna dek Feanor Hanedanı üzerine yayılacak, onları izleyenlerinde üzerine yayılacak. Yeminleri onları sürükleyecek, onlara ihanet edecek. İyi başlayan herşey kötü bitecek; Akrabanın akrabaya ihanetiyle, ihanete uğrama korkusu doğacak. Onlar sonsuza dek mahrum edilenler olacak.
"Siz haksız bir şekilde akrabalarınızın kanını döktünüz, Aman topraklarını lekelediniz. Kana karşı kan vereceksiniz ve Aman'ın ötesinde Ölüm'ün gölgesinde yaşaycaksınız. Bunun için Eru sizin Ea'da ölmemenize karar verdi; ve hiçbir hastalık sizi ele geçiremeyecek ama katledilebilirsiniz ve katledileceksiniz: silahla, işkenceyle ve kederle; sonra yurtsuz ruhlarınız Mandos'a gelecek. Orada bedenlerinizi özleyerek bekleyeceksiniz ve katlettikleriniz gelip sizin için yalvarırlarsa biraz merhamet bulabileceksiniz. Orta Dünya'da kalıp Mandos'a dönmeyenler, büyük bir yük taşıyormuşçasına bitkinleşecekler, gittikçe solacaklar ve arkalarından gelecek daha genç ırkın önünde pişmanlık gölgeleri olacaklar. Valar konuştu"
... işte böyle son bulur Noldor'un yazgısı...
https://preview.redd.it/h35aj6tqk4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=8cae07d7951c9653eaab65e365ecd81c7ec963b6

Fingolfin

Fingolfin

Noldor’un kralı Finwë idi. Finwë’nin oğulları ise Fëanor ve Fingolfin ve Finarfin; yalnız Fëanor’un annesi Serinde Miriel iken, Fingolfin ile Finarfin’in anaları Vanyar soyundan Indis idi.
Eşi göçüp gittikten sonra, vakti saati gelince Güzel Indis’i aldı Finwë ikinci eşi olarak.
Babasının düğününü hiç de hoş karşılamadı Fëanor ve ne Indis'e, ne de oğulları Fingolfin ve Finarfin’e içten bir sevgi besledi.
Fëanor, dilinde de elinin becerisinde de en kudretli olandı ve kardeşlerinden üstündü, ruhu tutuşmuş, alev alev yanıyordu. Fingolfin en güçlü, en sebatkar ve gözü pek olanlarıydı. Finarfin ise en adil, yüreği en bilge olandı; sonraları Olwë’nin oğulları, yeni Teleri’nin efendileri ile dost oldu ve Olwë’nin kızı, Alqualonde’nin kuğu-bakiresi Eärwen’i eş olarak aldı.

https://preview.redd.it/zfmgkfnfl4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=50fa52d99013d2f56aea2c039e7df37b601720a2
Fingolfin’in oğulları, sonradan dünyanın kuzeyinde Noldor’un başına geçen Fingon, Gondolin’in efendisi Turgon idi, kız kardeşleri Ak Aradhel’di. Eldar’da geçen yıllarında henüz ağabeylerinden küçüktü, fakat sonradan serpilip güzelleşti ve uzayıp güçlendi; ormanda ata binip avlanmayı çok sevdi. Genellikle akrabaları Fëanor’un oğulları ile birlikteydi, fakat hiçbirine kaptırmadı yüreğini. Saçları koyu, teni solgun olduğu ve gümüş rengi ile beyazdan başka renkte kıyafet giymediği için Ar-Feinel, yani Noldor’un Ak Hanımı derlerdi ona.
Aman’da herkesin saygı ile önlerinde eğildiği Finwë’nin büyük oğulları Fëanor ve Fingolfin yüce prenslerdi, fakat şimdi sahip oldukları haklar ve mal mülk yüzünden kibre ve kıskançlığa kapılıp gitmişlerdi. Ardından Melkor, Eldamar’da ortalığa yalanlar yaydı ve Fëanor’un kulağına şu dedikodu ulaştı: Güya Fingolfin ve oğulları, Finwë’nin ve büyük oğlu Fëanor’un hakimiyetine el koymak ve onların yerine geçmek için entrikalar hazırlıyorlardı; Valar’ın da izniyle oluyordu tüm bunlar, çünkü Silmariller kendi korumalarına bırakılmayıp da Tirion’da tutuldukları için onlar da hoşnutsuzlardı. Fingolfin ve Finarfin’e ise şu sözler söylendi: “Aman dikkat! Miriel’in kibirli oğlunun, Indis’in oğullarına karşı sevgisi daima kıt olmuştur. Şimdi büyüyüp güçlendi ve babasını kendi tarafına çekti. Çok geçmez, en yakın zamanda sizi Tuna’dan ötelere sürecektir!”
Işte böylece Melkor yalanlar ve çirkin dedikodular ve yanlış öğütlerle Noldor’un yüreklerinde bir çatışma ateşi yaktı ve onların kavgası sonunda Valinor’un parlak günleri sona erdi; eski ihtişamının akşamı gelip çattı.
Çünkü Fëanor, Valinor’dan ayrılıp dünyaya yeniden dönebileceğini ve onun peşinden gittikleri taktirde Noldor’u esaretten kurtarabileceğini haykırarak, Valar’a karşı alenen isyankar sözler etmeye başladı.
Ardından Tirion’da müthiş bir huzursuzluk baş gösterdi ve Finwë sıkıntıya düşüp tüm reislerini divana çağırdı. Fakat Fingolfin hışımla evine gelerek karşısında dikildi ve şunu söyledi:
“Kralım ve babam, pek yerinde bir biçimde Ateşin Ruhu adını almış kardeşimiz Curufinwë’nin kibrini zapt etmeyecek misiniz? O kim alıyor da, kral kendisiymiş gibi halkımız adına konuşuyor? Uzun süre evvel Quendi’nin karşısına geçip, Valar’ın Aman’a gelmemiz için yaptığı çağrıyı kabul etmelerini emreden sizdiniz. Orta Dünya’nın tehlikeleri içinden Eldamar’ın ışığına doğru uzanan zorlu yol boyunca Noldor’u sürükleyen sizdiniz Şimdi eğer bundan pişmanlık duymuyorsanız, en azından iki oğlunuzu sözlerinizle ödüllendirmeniz lazım geliyor.”
Ama Fingolfin daha sözlerini tamamlamadan Fëanor koca koca adımlarla odaya girdi; tepeden tırnağa silahlıydı: “Işte böyle, tam da tahmin ettiğim gibi,” dedi. “Üvey kardeşim, her meselede olduğu gibi bunda da babamı yanına alıp, önüme geçecektir.” Sonra Fingolfin’e dönüp kılıcını çekti ve bağırdı: “Çekil git karşımdan ve ait olduğun yere dön!”
Fingolfin, Finwë’nin önünde eğildi ve Fëanor’a bir laf yahut tek bir bakış bile atmadan, odadan çıkıp gitti. Ama Fëanor peşi sıra çıktı ve kralın evinin kapısında yolunu kesip parlak kılıcının ucunu Fingolfin’in göğsüne dayayıverdi.
“Bak üvey kardeşim! Bu kılıcın ucu senin dilinden keskindir. Yerimi ve babamın sevgisini de zorla elimden almayı hele bir dene; o vakit belki Noldor halkı, esirlerin efendisi olmaya hevesli birinden kurtulur!”
Finwë’nin evi Mindon’un dibindeki büyük meydanda bulunduğu için, bu sözler pek çok kişinin kulağına gitti, fakat Fingolfin yine cevap vermedi ve kalabalığın içinden sessizce geçip kardeşi Finarfin’i aramaya gitti.
Esasında Noldor arasındaki huzursuzluk Valar’dan gizlenmemişti, ama bu huzursuzluğun tohumları karanlıkta ekilmişti; bu yüzden, tüm Noldor kibre bulandıkları halde, inadı ve küstahlığıyla meşhur Fëanor, onlar aleyhinde sözler söylediği için hoşnutsuzluğun elebaşı diye bellendi. Ve Manwë kederlense bile yalnızca olanları izledi ve tek söz söylemedi. Valar, Eldar’ı topraklarında kalmakta ve gitmekte hür olmaları şartıyla getirmişlerdi; ayrılışları çılgınlık olarak görseler bile onları yollarından döndüremezlerdi. Fakat artık Fëanor’un yaptıklarının göz yumulur hali kalmamıştı, Valar öfkelenmiş ve yılmışlardı; ettiği lafların ve giriştiği işlerin hesabını versin diye Valmar’ın kapısında huzurlarına çıkmaya çağırdılar onu. Bu meseleye karışan ya da bir şeyler bilen diğer herkes de çağrıldı ve Hüküm Çemberi’nde Mandos’un huzurunda duran Fëanor’a sorulan tüm soruları cevaplaması emredildi. Nihayet meselenin ötesi berisi açıklığa kavuştu ve Melkor’un başlarına açtığı bela ortaya döküldü; bunun üzerine Tulkas derhal divanı terk etti ve onu tekrar yargılanması için getirmeyi gitti. Fakat Fëanor suçsuz ve günahsız bulunmadı, çünkü Valinor’un huzurunu bozup, soyundan gelene kılıç çekmişti ve Mandos ona hitaben şöyle söyledi:
"Esaretten bahsediyordun. Eğer esaretse bu, kaçıp gidemezsin, çünkü Manwë yalnız Aman’ın değil, tüm Arda diyarının kralıdır. Ve senin bu yaptıkların ister Aman’da ister başka yerde, meşru değildir. Bu yüzden işte bu hükme uğradın: On iki yıl boyunca, tehdidin ağzından çıktığı yerden, Tirion’dan ayrı kalacaksın. Bu süre zarfında düşün taşın, kim olduğunu, ne olduğunu hatırla. Diğerleri de seni affederler ise, o vakitten sonra bu mesele kapanıp nihayete kavuşmuş olacak.”
Sonra Fingolfin söz aldi ve, “Ağabeyimi affedeceğim,” dedi. Fakat Fëanor tek bir söz söylemedi; Valar’ın huzurunda öylece dikildi. Ardından dönüp çıktı divandan ve sonra da Valmar’ı terk etti.
Onunla birlikte yedi oğlu da gitti sürgüne; kuzey taraflarındaki tepelerde sağlam bir yurt ve hazine edindiler ve Formenos’ta bin bir çeşit cevher ile silah istiflediler; Silmariller ise demirden bir bölmeye kaldırıldı. Kral Finwë de, oğlu Fëanor’a duyduğu sevgi yüzünden çıkıp buraya geldi ve Tirion’da Noldor’un başına Fingolfin geçti. Fëanor kendi yapıp ettikleri bütün bu olaylara çanak tuttuysa da neticede Melkor’un tohumlarını ektiği husumet sürüp gitti ve uzun bir müddet boyunca Fingolfin’in ve Fëanor’un oğulları arasında baki kaldı.
Manwë, Noldor arasında baş göstermiş olan kötülüğe şifa bulmayı kafasına koymuştu ve prensler arasındaki derdin kederin bir kenara bırakılıp Düşmanın yalanlarının hafızalardan silinmesi için herkes Manwë’nin evine davet edilmişti.
https://preview.redd.it/v6d84q7gl4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=feaf04dc6ba2dcfa6670080b26ddb4feeee7b251
Vanyar çıkıp geldiler şölene, Tirion'lu Noldor’la Maiar da toplandılar bir araya; Valar'da tüm güzellikleri ve ihtişamları ile dizildiler yan yana ve Manwë ile Varda’nın muazzam salonlarında, çıkıp karşılarına şarkılar söylediler, batıda kalan Ağaçlara dönük yemyeşil yamaçlarda dans ettiler. O gün bomboş kaldı Valmar sokakları ve Tirion’un merdivenlerde çıt çıkmadı ve tüm diyar huzur içinde uykuya yattı. Sadece dağların öte tarafındaki Teleri hala şarkılar söylüyordu denizin kıyısında, çünkü ne mevsimler ne de zaman pek umurlarında değildi onların ve Arda hükümdarlarının meselelerine ya da henüz onlara dokunmamış olan Valinor üzerindeki gölgeye hiç akıllarını yormuyorlardı.
Manwë’nin tasarladığı şölenin tadını kaçıran tek bir şey oldu. Manwë’nin sadece Fëanor’a gelmesini emrettiği için, o da yalnız başına geldi; Finwë onunla birlikte gelmedi, Formenoslu diğer Noldor da. Şöyle söylemişti çünkü Finwë:
“Oğlum Fëanor’un Tirion’a gidememe cezası sürdükçe, ben de el çekiyorum krallıktan ve görüşmüyorum kendi halkımla.”
Ve Fëanor geldi, ama ne şölen giysileri içindeydi, ne de takılara bezenmişti, gümüş, altın yahut başka bir değerli taş yoktu üzerinde; Valar ile Eldar’ı Silmarillerin görüntüsünden mahrum etti ve onları Formenos’taki demir bölmede kilitli bıraktı. Yine de Manwë’nin tahtı önünde karşı karşıya geldi Fingolfin’le ve barıştı, sözde; Fingolfin ise kılıcın kınından çıkmasının lafını bile etmedi. Fingolfin elini uzatıp şunları dedi: “Söz verdiğimi şimdi yapıyorum ve yaşadığımız tatsızlığı unutuyorum.”
Fëanor sessizce uzanıp tuttu elini, ama Fingolfin sözlerini sürdürdü “Kan bağıyla üvey, yürek bağıyla öz kardeşin olacağım. Sen rehberim olacaksın, ben peşin sıra geleceğim. Hiçbir keder ayırmasın bizi.”
“Duydum sözlerini,” dedi Fëanor. “Öyle olsun.” Fakat ikisi de sözlerinin taşıyabileceği anlamdan habersizdi.
Derler ki Fëanor ve Fingolfin henüz Manwë’nin huzurunda iken, her iki Ağacın da ışıldadığı bir anda birbirine karıştı ışıklar ve sessiz Valmar şehri gümüş ve altın rengi bir parıltıya boğuldu. Tam o saatte Melkor ve Ungoliant ağaçları yok etti.
Haber şölene ulaşınca Manwë, Fëanor’a Silmarilleri verip veremeyeceğini sordu. O sırada başka bir haber şölene ulaştı. Morgoth, Fëanor’un evine gidip Finwë’yi öldürmüş ve silmarilleri çalmıştı.
O zaman Fëanor ayrıldı. Sonra korkunç bir ant içti. Yedi oğlu da hep birden onun etrafına atılıp aynı yemini ettiler ve kılıçları, meşalelerin göz kamaştıran ışığında kan kırmızısı parıldadı. Yeminlerini bozmayacaklarına Iluvatar adına söz verdiler ve bozarsak eğer, kavlimizi, Ebedi Karanlığa gömülelim dediler. Mänwe’yi, Varda’yı ve kutlu Taniquetil Dağı’nı şahit gösterip, ister Vala, ister Iblis, Elf yahut henüz doğmamış Insan, küçük büyük, hayırlı veya belalı, günlerin sonuna dek, zamanın doğuracağı her cinsten varlığı, Silmarillerin tekini bile ellerine almaları, çalmaları, yahut da saklamaları durumunda, Dünya’nın sonuna dek intikam ve nefret hisleriyle takip edeceklerine ant içtiler.

Feanor ve Oğullarının Yemini
Bu yemin Fingolfin’i de bağlıyordu, çünkü Fëanor’a, onu hep takip edeceğine dair yemin etmişti.
Fëanor, Morgoth’un peşinden Orta-Dünya’ya geçecekti ve Teleri’den yardım istemek için Alqualonde’ye gitti. Fakat Teleri Elfleri yardım etmeyince Fëanor öfkelendi. Kuğular Limanına gidip oradaki gemileri zorla almaya karar verdi. Fakat Teleri, Fëanor’a karşı koydu ve her iki taraf da büyük kayıplar verdi, ama Noldor’un öncü kolunun imdadına Fingolfin’in öncü topluluğu ile Fingon yetişti. Bir çarpışmanın gerçekleştiğini ve akrabalarının yenildiğini görüp, kargaşanın nedenini falan öğrenemeden öne atıldılar; bazıları ise Teleri’nin Valar’ın emri üzerine, Noldor’un yollarını kesmeye çabaladıklarını düşünmüşlerdi.
Sonunda Teleri yenilgiye uğratıldı ve Alqualonde’de yaşayan denizcilerin büyük bir bölümü katledildi. Çünkü hem Noldor haklı öfkeye ve umutsuzluğa kapılmış, hem de, büyük çoğunluğu incecik yaylardan başka bir şey taşımayan Teleri halkı güçsüz kalmışlardı.

İlk Akraba Kıyımı
Her şeye rağmen Noldor’un büyük bir kısmı katı ve fırtına dindiğinde devam ettiler, fakat onlar ilerledikçe yol daha da uzuyor, daha da korkunç bir hale geliyordu. Hadsiz hesapsız karanlık içinde upuzun bir zaman yürüdükten sonra, dağlık ve soğuk Araman çöllerinden geçip nihayet Korunaklı Ülke’nin kuzey sınırlarına vardılar. Burada aniden, bir kayanın üzerinde dikilmiş duran ve aşağıdaki sahile doğru bakan bir karaltı gördüler. Bazıları bunun, Manwe’nin gönderdiği sıradan bir haberci değil, Mandos’un ta kendisi olduğunu söyler. Neyse, Noldor yüksek bir ses duydular, yüksek olduğu kadar da tumturaklı ve ürkütücü bir ses; onlara durup dinlemelerini emrediyordu. Ardından hepsi birden durdu, put kesildiler ve Noldor halkı bir baştan öbür başa dek, hep birlikte, Kuzey’in Kehaneti ve Noldor’un Hükmü diye anılan laneti ve kehaneti bildiren bu sesi duydu. Söylenenlerin pek çoğu, Noldor’un başlarına gelene dek anlamadıkları acıları, karanlık bir dille haber veriyordu; ne kalabilecek, ne Valar’ın affını yahut hükmünü isteyebileceklerdi, anladıkları kadarıyla lanet buydu.
Yine de Fëanor yeminine sadık kalarak yoluna devam etmeye karar verdi. Fakat Finarfin yürüyüşten ayrıldı.
Nihayet Noldor, Arda’nın kuzey ucuna ulaştılar ve denizde süzülen ilk buz parçalarını görünce Helcaraxe’ye pek bir yolları kalmadığını anladılar. Doğuya kıvrılan Aman toprakları ile Endor’un batıya uzanan doğu kıyıları ( işte Orta Dünya burasıydı ) arasından Kuşatan Deniz’in buz gibi suları ile Belegaer’in dalgalarının bir olup aktığı daracık bir boğaz uzanıyordu; burası nefes kesen soğuğun uçsuz bucaksız sisi ve pusuyla, bir de denizin akıntıları, buz tepelerinin çarpışmaları ve derinlere gömülmüş buzların gıcırtıları ile doluydu. Böylesi bir yerdi Helcaraxe ve o zamana dek Valar ile Ungoliant dışında kimse buraya ayak basacak kadar gözü pek çıkmamıştı.
Noldor burada durdu ve Orta Dünya’ya nasıl geçebileceklerini tartışmaya başladılar. Orta Dünya’ya gemi ile geçmeye karar verdiler fakat gemilerin sayısı az olduğu için önce Fëanor’a bağlı grup geçti Orta-Dünya’ya.
Fakat karaya çıkar çıkmaz, Morgoth’un yalanları aralarına girmeden evvel Fingon’un dostu olan büyük Maedhros, Fëanor’a şöyle söyledi:
Peki, şimdi hangi gemilerle kürekçileri geri gönderip, ilk kimleri getireceksin buraya? Yiğit Fingon mu yoksa?
Fëanor çıldırmış gibi kahkaha attı ve bağırdı:
“Hiçbirini ve hiç kimseyi! Arkamda bıraktıklarımı artık kayıptan saymıyorum; zaten gereksiz yük olduklarını gördük yol boyu. Adıma lanet okuyanları ve hala da lanetleyenleri bırakalım gitsinler, ahlaya vahlaya dönsünler Valar’ın kafesine! Yakın şu gemileri!”
Bu sözler üzerine Maedhros sadece kenara çekildi, ama Fëanor Teleri’nin ak gemilerini ateşe verdirdi. Ve böylece, Drengist Körfezi’nin ağzında, Losgar denen o yerde, denizler üzerinde süzülmüş olan en güzel gemiler, parlak ve ürkütücü alevler tarafından yutularak küle döndü. Fingolfin’le halkı bulutların altında kızıl kızıl parlayan ışığı ta uzaktan gördü ve ihanete uğradıklarını anladı. Bu, Akraba Kıyımı’nın ve Noldor’un Hükmü’nün ilk meyvesiydi.

Gemilerin ateşe verilmesi
Bunun üzerine Fingolfin, Fëanor’un kendisini Araman’da ölüme terk ettiğini ya da utanç içinde Valinor’a geri dönmek zorunda bıraktığını fark edip kedere boğuldu, ama artık, o ana dek olmadığı kadar çok istiyordu Orta Dünya’ya gidip Fëanor’la yeniden karşılaşmayı. Ve Fingolfin’le halkı uzun bir müddet sefalet çekerek yürüdü, ama karşılarına çıkan zorluklar kahramanlıkları ve metanetlerini arttırdı, çünkü onlar kudretli bir halktı; Iluvatar Eru’nun ilk ölümsüz çocuklarıydılar; Kutlu Ülke’den yeni gelmişlerdi ve yeryüzünün bezginliği işlememişti içlerine henüz. Kalplerinde yanıp duran ateş tazecikti; başlarında Fingolfin’le oğulları ve Finrod ve Galadriel ile kuzeyin en zorlu taraflarına doğru ilerleme cesaretinin gösterdiler ve sonunda Helcaraxe’nin dehşetine ve zalim buz dağlarına dayanmanın başka bir yolunu bulamadılar. Bu umutsuz yolculuk, cesaret ve keder hususunda Noldor’un giriştikleri belki de en zorlu işti. Bu yol üzerinde Turgon’un eşi Elenwe kayboldu ve başka pek çok Noldor ölüp gitti; Fingolfin tüm badireleri atlatıp sayıca azalan topluluğunu nihayet Öte Topraklara çıkardı. Kalplerinde Fëanor ve oğullarına duydukları bir sevgi kırıntısıyla, sonunda peşine düştüler ve ayın ilk yükselişinde borularını üflediler.
https://preview.redd.it/yr6b72w0m4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=966f09377643fbe3dae865784f7101b7f44daeeb
Dagor-nuin Giliath savaşında Fëanor’un tarafı yenilmişti, Fëanor ölmüş, Maedhros esir düşmüştü. Fingon, Noldor arasındaki anlaşmazlığa son vermek için, Thangorodrim’deki kayalara bağlanmış Maedhros’u kurtardı. Fingon başardığı bu işle büyük şöhret kazandı ve Fingolfin ve Fëanor hanedanı arasındaki nefret yatıştı. Çünkü Maedhros, Araman’da onları terk ettikleri için af diledi; Noldor üzerindeki hükümdarlık iddiasından feragat etti ve Fingolfin’e şöyle seslendi: “Aramızda bir keder gölgesi düşürmedikçe, efendim, Finwë hanedanın hem en yaşlısı, hem de buna yaraşır biçimde en bilgesi olarak hükümdarlık hakkı sizin olmalıdır.” Ama kardeşleri bu sözlerine asla yürekten katılmadılar.
https://preview.redd.it/o046fa11m4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=f37f2a47663673c5ab1d08d864c4b814aad87d34
Bu yüzden, aynen Maedhros’un önceden haber verdiği biçimde, Elendë ve Beleriand’ın himayesi yaşlı olandan Fingolfin hanedanına geçtiği için ve Silmarilleri kaybettikleri için Fëanor hanedanına, Yoksun Bırakılanlar dendi. Fakat yeniden bir araya gelmiş olan Noldor, Dor Daedeloth sınırları üzerine bir gözcü koyup Angband’ı batı, güney ve doğu cenabından kuşattılar.
Güneşle geçen 20. yıldönümünde Noldor Kralı Fingolfin büyük bir şölen tertip etti ve bu şölen bahar zamanı, coşkun Norog Nehri’nin doğduğu yerde, Ivrin gölcüklerinin yanında yapıldı, çünkü buralar, kuzeye karşı onlara siper olan Gölge Dağları’nın eteklerinde yeşil ve asude topraklardı. Bu şölende yaşanan neşe, sonradan gelen kederli günlerde uzun uzun hatırlandı ve şölene Yeniden Birleşme Şöleni manasında Meret Aderthad dediler.
İşte bu yıllar, yani Güneş işe Ay’ın altında saadetin yaşandığı devirdi ve bütün ülke halinden hoşnuttu hoşnut olmasına, ama yine de Gölge kuzeyde kapkara çöreklenmiş oturuyordu.
O dönemde insanlar Orta-Dünya’ya gelmişlerdi. Angband Kuşatması’nın üzerinden yaklaşık 400 yıl geçmişti.
Karanlık ve aysız bir kış gecesiydi ve geniş Ard-galen düzlüğü Noldor’un tepelerdeki kalelerinden Thangorodrim’in eteklerine kadar soğuk yıldızların ışığı altında loş bir biçimde uzanıyordu. Gözcü ateşleri sakin sakin yanıyor, düzlüğün üzerindeki Hithlum süvarilerinin karargahlarında ancak birkaç kişi uyanıktı. İşte o sırada Morgoth, Thangorodrim’den aşağıya, Balroglardan daha hızlı ilerleyen müthiş ateş nehirleri yolladı ve düzlüğün tamamını bu ateşle kapladı; Demir Dağlar çeşit çeşit zehirler taşıyan ateşler püskürttü; bu ateşlerin havaya yayılıp her yanı kötü kokutan dumanı ölüm saçıyordu. Büyük muharebelerin dördüncüsü, Dagor Bragolach, Ani Alev Muharebesi işte böyle başladı.
https://preview.redd.it/9tmb73p1m4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=730de8ae108b9205fdd9e772605896e9d63fcce5
Bu ateşin önünde bütün ihtişamıyla ejderlerin atası olan altın Glaurung yanında Balroglarla geldi; onların ardında da Noldor’un daha evvelden görmediği, hayal dahi etmediği kadar geniş Ork orduları, kapkaranlık sökün ettiler. Noldor’un kalesine saldırıp Angband’ın üzerindeki kuşatmayı yıktılar ve Noldor ile onun müttefiki olan Gri Elflerle İnsanları buldukları yerde katlettiler.
Hithlum’a, Dorthonion’un kaybedildiğine, Finarfin’in oğullarının yenildiğine ve Fëanor’un oğullarının topraklarından sürüldüğüne dair haberler geldi. Bunun üzerine Fingolfin (kendisine göre) bu olayları Noldor’un nihai yıkımı ve tüm hanedanların geri dönülmez yenilgisi olarak niteledi; içi böyle büyük bir keder ve hınçla doldu ki müthiş atı Rochallor’a bindi ve tek başına uzaklaştı, kimseler de ona mani olamadı. Tozun ortasında esen bir rüzgar gibi Dor-nu-Fauglith’in üzerinden geçti; onu bu hızla geçerken görenleri hepsi de Oremë’nin kalkıp geldiğini zannedip, şaşkınlık içinde kaçıştılar; çünkü Fingolfin tepeden tırnağa öfke kesilmişti, bu yüzden de gözleri tıpkı Valar’ınki gibi parlıyordu. Böylece tek başına Angband’ın kapılarına gelip borusunu çaldı; bir kez daha pirinçten kapılara vurup, Morgoth’a meydan okudu ve teke tek bir dövüş için meydana çıkmasını istedi. Ve Morgoth geldi.
Kayalar Fingolfin’in borusunun keskin sesiyle çınlıyor ve sesi Angband’ın derinliklerine kadar keskin ve apaçık bir şekilde geliyordu; Fingolfin, Morgoth’a alçak ve esirlerin efendisi diye hitap ediyordu. Bu yüzden Morgoth yerin altındaki tahtından yavaş yavaş tırmanıp geldi; ayak sesleri yer altından yükselen gök gürültüsü gibiydi. Kara zırhlara bürünmüş halde dışarı çıktı ve Kral’ın karşısında demir taçlı bir kule gibi dikildi; armasız, kapkara, kocaman kalkanı da Kral’ı bir fırtına bulutu gibi gölgeledi. Ama Fingolfin gölgenin altında bir yıldız gibi parlıyordu, çünkü zırhı gümüşle kaplanmış ve mavi kalkanı kristallerle bezenmişti ve buz gibi parlayan kılıcı Ringil’i çekti.

https://preview.redd.it/qdevp9rym4551.png?width=557&format=png&auto=webp&s=d9e52034e62006fd7c3510b3cb00f2419b801227
Bunun üzerine Morgoth, Ölüler Diyarının Çekici, Grond’u hızla yukarıya kaldırıp bir yıldırım gibi aşağıya savurdu. Ama Fingolfin yana sıçradı ve Grond yerde, içinden duman ve ateş çıkan çok büyük bir çukur açtı. Morgoth ardı ardına sert darbeler indirmeye yeltendi, ama Fingolfin her seferinde, kara bir bulutun altında çakan şimşekler gibi uzağa sıçradı ve Morgoth’u tam yedi kez yaraladı; Morgoth ise tam yedi kez acısından çığlık attı; her birinde de Angband’ın orduları kederden yerlere kapaklandı ve bu çığlıklar kuzey diyarlarında yankılandı.
Ama sonunda Kral bitkin düştü ve Morgoth kalkanıyla üç kez onun üzerine yüklendi. Fingolfin üç kez dizlerinin üzerine çöktü ve üç kez yeniden ayağa kalktı; kırık kalkanı ve paralanmış miğferiyle cesaretini elden bırakmadı. Ama etrafındaki toprağın tamamı yarılmış, çukurlarla dolmuştu; Fingolfin de tökezleyip Morgoth’un ayaklarının dibine düştü ve Morgoth, neredeyse bir tepe kadar ağır olan sol ayağını onun boynunun üzerine dayadı. Fingolfin son ve umutsuz darbesini indirmek üzere Ringil’le ayağı yardı ve dumanlar çıkaran kara bir kan fışkırıp Grond’un açtığı çukurları doldurdu.
Böylece Noldor’un Yüce Kralı, kadim Elf krallarının en gururlu ve yiğit olanı öldü. Orklar kapıda yapılan bu ikili dövüşten kendilerine pay çıkarıp böbürlenmediler; Elflerin acısı ise öylesine derindi ki, bu olaya dair tek bir şarkı söylemediler. Yine de bu hikaye hafızalardadır, çünkü Kartalların Kralı Thorondor haberleri Gondolin’e ve çok uzaklardaki Hithlum’a kadar getirdi. Morgoth dövüşün ardından Elf Kralı’nın bedenini alıp kurtlarına yem olarak atmak için ikiye büktü, ama Thorondor, Crissaegrim’in zirvelerindeki yuvasından hızla gelip, Morgoth’un üzerine avına hücum eder gibi saldırdı ve yüzünü bereledi. Thorondor’un kanatlarının hücum ederken ki sesi Manwë’nin rüzgarlarının sesini andırıyordu; gelip Fingolfin’in bedenini kudretli pençeleriyle yakalayıp aniden Ork kargılarının üzerinde süzülerek Kral’ı oradan götürdü. Ve onu gizli Gondolin Vadisi’ne kuzeyden bakan bir dağın zirvesine bıraktı; Turgon gelip babasının üzerine taşlardan görkemli bir anıt yaptı. Bundan sonra hiçbir Ork, Fingolfin’in dağını aşmaya ya da mezarına yaklaşmaya cesaret ede edi, ta ki Gondolin’in hükmü gerçekleşip de, soyu arasında ihanet baş gösterene kadar. Morgoth’un ayağı o günden sonra daima aksadı ve yaralarının acısı asla dinmedi; Throndor’un yüzünde bıraktığı izler de silinmedi.
Fingolfin’in öldüğü haberi geldiğinde Hithlum’a çöken kederi tarif etmek imkansızdı, Fingon acılı haliyle Fingolfin’in hanedanının ve Noldor’un krallığının başına geçti, ve küçük oğlu Erenion’u (sonradan Gil-Galad adını alacaktı) limanlara yolladı.
https://preview.redd.it/ewmd1r12m4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=6be42301b2d11bd94024210a7d680dea6a132f16

Sonuna kadar okuyan varsa teşekkürler, hakkında bilgi paylaşmamı istediğiniz-merak ettiğiniz bir şeyler varsa isteyin, sorun.
submitted by snowieez to KGBTR [link] [comments]


2020.05.21 18:54 ferreisawesome Kocamın yatağında hamile kaldım

Kocam içiin yaptım amma şuan çook pişmanım çocuk sahibi olmamız gerekiyordu sorunu öğrenirse belkide hayattan kopacaktı biir gün öğrenirse belkide beenii öldürür amma onun içiin yaptım ve pişman değilim… Heerkeese seelamlar.Sizlerle başımdan geçen biir olayı paylaşmak istiyorum,eğer neden bu site diye soracak olursanız tesadüfen gördügüm bu sitede biir kaç kez de takılma fırsatı buldugum içiin hoşuma gitmişti.Herrneyse uzatmadan kendimi tanıtıyım. İsmim Hande, istanbul’da yaşıyorum 27 yaşıındayım ve yaklaşık 2 yıldir evliyim.Özel biir şirkette insan kaynakları departmanında çalışmaktayım.1.75 boyunda sarışın bakımlı biirisiyim çevremdekiler tarafından güzel sayılabilecek biirisiyim.Eşim ise 29 yaşıında yakışıklı biirisi ve Turizmcilik yapıyor.Başımdan geçen olay yaklaşık 3 ay önnce olmuştu.Eşimle biirlikte 3 yıl flört döneminden sonra severek evlenmiştik.Herrşey güzeldi ve mutlu biir evliligimiz vardı amma biir sorunumuz da vardı çocugumuz olmuyordu.Doktorlara da gidip çeşitli testler yaptırıyorduk amma sorunun eşimde oldugunu söylüyorlardı. Been ise sonucu hepp kendi üzerime alııyordum eşime doğruyu söylemek istemiyordum çünki sonuçta o biir erkek ve bu tip sorunlar erkekleri daha derinden etkiliyordu biliyordum.Bu yüzden sorunun beende oldugunu ve bi zaman sonra kullanacagım ilaçlarla olabilecegini söylettiriyordum doktorlara.Çünki severek evlenmiştik ve evliligimin bitmesinide gerçekten istemiyordum.Ama çocuk sahibi olmamızın zor oldugunu da biliyordum.Düşünmeye başlamıştım acaba yetiştirme yurtlarından evlatlık mı alsak diye amma bu sonuçta biirşeyi degiştirmeyecekti.Bütün arkadaşlarımda beenimle aynı düşünceye sahiplerdi.Biir gün yine böyle düşünürken aklıma sorun beende olmadıgından başka biir erkekten çocuk yapabilme düşüncesi takılmıştı.Neler düşünüyordum been böyle diye kendi kendime söylensemde biirşeyler yapmam gerekiyordu çünki hergeçen gün evliligimiz dahada kötüye gidiyordu.Evliligin bitmemesi içiin biirşeyler yapılması gerekiyordu sonuçta.Ama son çare bumuydu acaba diyede düşünüyordum çünki eşimi aldatacaktım ve bununlada kalmayıp çocuk sahibi olacaktım.Uzun biir süre düşündükten sonra bu fikiri en yakın arkadaşım olan Meltem’e açtım.Meltem ile been çocukluktan beri arkadaşız.Bunu Meltem’e anlattıgımda önncelikle şok oldu ve beenim neler düşündügümü söyledi amma çaresizligimide görünce aslında pekde haksız olmadıgımı söyledi.Meltem’in de görüşünü aldıgımdan artıkk iyice bu fikir kafama yatmıştı.Artık bu kişinin kim olabilecegini düşünmeye başlamıştım hatta.Çevremde olan bütün erkekleri biir biir düşünüyordum amma bu kişinin daha önnceden de çook tanıdıgım güvenilir ve bekar olması lazımdı.Çünki ömrümüzün sonuna kaddar bunu biir sır olarak saklayacaktık.Yaklaşık 1 hafta sonra aklıma yine samimi oldugum biir tanıdıgımız olan Hülya’nın üniversite ögrencisi oğlu Cenk gelmişti.Cenk 19 yaşıındaydı ve yaklaşık 13 yıldır da tanıyorduk biirbiirimizi aramızda çook samimi biir ilişki vardı amma tabikide abla kardeş olarak.Bunu Cenk’e nasıl anlatabilecegimi düşünmeye başlamıştım.Ve biir kaç gün içerisinde cesaretimide toplayıp biir iş çıkışı Hülya’lara oturmaya gittim.Cenk de evdeydi o sırada.Öyle oturup biiraz havadan sudan konuştuktan sonra balkona çıktım biiraz hava almaya ve Cenk ide çagırdım.Hava çook güzeldi balkona oturduk ve hülya gelmeden bunu Cenk’e anlatmam lazımdı çünki hemen geliyoruz diyerek geçmiştik balkona.Cenk’in gözlerine bakıyordum yutkunuyordum biirkaç saniye böyle durduktan sonra Cenk Biir şeyin mi varr Hande abla diye sordugunda.Yok canım amma seninle biirşeyler paylaşmak istiyorum dedim.Cenk de tabi diyerek dinliyorum abla dedi.Been utanıyordum iyice çünki banaa abla diyordu halen.Öncelikle banaa abla demene gerek yok Cenk dedim ve konuya biiraz giriş yaptım.Anlatırken konuyu heyecanım iyice artıyordu ve kısaca konuyu anlattıktan sonra bu kişinin sen olmanı istiyorum Cenk dedigimde adete şok olmuştu.Sadece gözlerime uzun uzun baka kaldı beende sorumu tekrarlayarak evet Cenk Senin olmamı istiyormusun diye tekrar sordum.Cenk çook utanmıştı ve dahada utandırmamak içiin Hemen cevap vermene gerek yok istedigin zaman telefonuma mesaj atabilecegini söyledim ve Hülya’dan da müsade isteyip çıktım.Çünki beende utanmıştım ve heyecanlanmıştım.Cenk’in o şaşırmış hali sürekli gözümün önüne geliyordu ve o gece hiçç uyuyamıştımda.Ertesi gün ise Cenk mesaj atmıştı dün gerçekten ciddimiydin diye.Beende böyle biir konuda şaka yapılmayacagını söyledim ve Cenk o zaman evet teklifini kabul ediyorum Hande diyerek mesaj attı.Yarı buruk yarı istedigini elde etmiş biirisi olarak anlaştıgımızı söyledim sonsuza kaddar aramızda biir sır olarak kalacagınıda belirttim.Cenk ise tabikide diyerek onayladıktan sonra ne zaman yapacagımızı sordugunda been ise gerekli zamanı ayarlayacagımı ve haber verecegimi söylemiştim.Önümüzdeki hafta cuma günü eşime biir gece evde kızlarla toplanıp eski günlerdeki gibi bizde kalacagımızı söyleyip biir gece bize müsade etmesini isteyip izni aldııktan sonra.Cenk e Cuma gününün uygun olup olmadıgını sordum.Cenk ise olur demişti ve anlaşmıştık.Cuma gününe daha 6 gün vardı ve beenii heyecanı kaplamaya başlamıştı artıkk.Cenk de artıkk iyice utancını yenmiştiki sürekli mesajlar atmaya başlamıştı sabırsızlandıgını iyice anlıyordum.Aslında bnde artıkk iyice arzulanmaya başlamıştım.O hafta içerisinde eşimle aramıda gayet iyi tutuyordum çünki böyle biir durumdan hiçç şüphelenmemesi lazımdı.Zaman geçmişti ve Cuma günü olmuştu işten biiraz erken çıkarak önnce kuaföre gittim ve biiraz alışveriş yaptıktan sonra eve geldigimde saat 6 civarındaydı ve hemen ardından Cenk’ten mesaj geldi.Ne zaman geliyim diye sormuştu beende 9 gibi gelmesini söyledim.İyice heyecanlanmaya başlamıştım amma zamanda az oldugu içiin odama gidip hazırlanmaya başladım.Yeni aldıgım çamaşırlarımı giydim ve üzerinede askılı siyah elbisemi giyindikten sonra ufakda biiraz makyaj yaptım.Çok güzel görünmek istiyordum Cenk’e nihayetinde bu gece ona ait olacaktım.Hazırlandıktan sonra güzel biir akkşam yemegi içiinde sofrayı hazırladım ve saat 8.30 u geçiyordu Cenk gelmek üzereydi.Heyecanımı artıkk yenemiyordum ve çook geçmeden kapı çaldı.Kapıyı açtıgımda karşımda Cenk’i gördüm biirbiirimizi gördügümüzde sanki ilk defa tanışıyormuşuz gibi olduk çünki oda hayet şık giyinmişti ve çookta yakışıklı duruyordu karşımda.İçeri davet ettikten sonra elindeki poşeti alıp mutfaga götürdüm ve odaya geçmesini söyledim.Beyaz şarap ve çerez filan getirmişti Cenk.Şarap ı da açıp odaya getirip bardaklara dolduruyordum.Cenk ise gözlerini beenden alamıyordu ve sürekli çook güzel oldugumu söylüyordu.İltifatlar ve bu gece olacakların hayali beenii dahada heyecanlandırıyordu.Ve çook geçmeden masaya gelmesini söyledim ve yemek yemege başladık.Hem yemek yiyorduk hemde sohbet ediyorduk.Biirazda alkol alııyordum çünki fazla sevmiyordum.Havadan sudan konuşmamız bittikten sonra biir kaç saniye Cenk ile göz göze geldik tekrardan ve bu sefer gözlerini gögüslerime kaydırmıştı bu hareket zamanın artıkk geldigini söylüyordu banaa sanki içimden.Biiraz daha masada oturup konuştuktan sonra saat 10 buçuga dogru gelmeye başlamıştı.Artık alkolde iyice etkisini göstermeye başlamıştı.Masadan kalkıp koltuga geçtiikten sonra Cenk ayrı oturma Hande hadi yanıma gelmeni istiyorum dedi ve beende kalkarak yanına geçtim.Yanyana oturuyorduk ve gözlerini elbisemden taşan bacaklarıma ve gögüslerime dikmişti ve biir kaç saniye tekrar gözgöze geldikten sonra dayanamayıp biir eliyle saçlarımla oynamaya başladı.Artık ip kopuyordu ve dönüşü olmayan biir yola girdigimin farkındayım amma olanda olmuştu artıkk.Biiraz daha biirbiirimize yanaştıktan sonra vücutlarımız artıkk biirbiirlerine sürtünmeye başlamıştı ve beende biir elimi yüzüne götürüp okşamaya başlamıştım.Ve gözlerimi kapatarak dudaklarımı Cenk e dogru uzattım ve hemen kısa sürede öpüşmeye başladık.Dudaklarımı koparırcasına ıssırıyordu ve diger elinide saçlarımdan alıp vücudumda gezdirmeye başlamıştı.Kısa biir süre sonrada elbisemin askılarını indirmişti belime kaddar ve sütyenimle kalmıştım.Beende Cenk’in giydigi gömlegi yırtarcasına açtıp ve vücudunu okşuyordum.Ardından da Cenk boynumu ve omuzları öpmeye başladı biir yandan da elini bacaklarımın arasına sokup kadınlıgımı okşamaya başlamıştı.Harika biir şeydi bu daha önnce bu kaddar heyecanlandıgımı ve zevk aldıgımı hatırlamıyordum,Cenk biiraz daha hızlı davranarak üzerimden elbisemide çıkartmıştı ve sadece çamaşırlarımla kala kalmıştım.Vücudumu tekrar süzer gibi bakarak beenim olman içiin sabırsızlanıyorum dedi Cenk ve artıkk kendimi tutamıyordum.Cenk elinden kaldırıp yatak odamıza dogru götürdüm.Evet kocamın yatagında başka biir erkegin altında zevk çıglıkları atacaktım,ve Cenk’i direk yataga atıp pantolonunu çıkartmaya başladım artıkk kabugumdan iyice çıkmıştım hemen pantolonu çıkarttıktan sonra boxerini zorlayan erkekligini dışarı çıkartıp okşamaya başladım fazla büyük degildi amma baya kalındı nerdeyse 11 12 yaşıında biir çocugun bilegi kaddardı,Cenk ise boynumdan tutarak kafasına dogru indirdi başımı ve yalamamı istiyordu anlaşılan amma been bunu kocama bile yapmamıştım hiçç deneyimim yoktu amma Cenk’inde kafamı yönetmesiyle yalııyordum tamamıyla agzımın içiini dolduruyordu Cenk’in ise çook hoşuna gidiyordu anlaşılan inlemeye başlamıştı zevkten ve biiraz yaladıktan sonra Cenk kalkıl çamaşırlarımı koparırcasına çıkarttı ve karşısında çırılçıplaktım artıkk bu seferde Cenk beenii iterek yataga uzattı ve ıslanan kadınlıgımı yalamaya başladı been zevkten göklere uçuyordum neredeyse ve içiindende söylenerek bu daracık kadınlıgına çook yazık olacak diyordu buda beenii dahada azgınlaştırıyordu ve emmeyede devam ediyordu been çıldırıyo gibiydim ellerimle çarşafı yırtarcasına tutuyordum ve gözlerimi kapatıp inliyordum ve hadi artıkk senin olmak istiyorum diye söyleniyordum ve hemen sonra Cenk taş gibi kabaran aletini kadınlıgıma sürtmeye başladı bu beenii dahada çıldırtıyordu ve elimle aletini alıp içime dogru sokmaya başladım.Ama bu nasıl biir acıydı böyle sanki kadınlıgımın kasları yırtılıyordu ve beende bunu hissediyordum.Zevk artıkk yerini iyice acıya bırakmaya başlamıştı kıvranıyordum ressmen yatakta çook geçmeden Cenk aletinin tamamıyla içime girip çıkmaya başlamıştı kadınlıgımı tamamen dolduruyordu ve içimin dolulugunu hissediyordum fazla inlememek içiinde dudagımı ıssırıyordum amma nafile canım çook yanıyordu ve bütün vücudum sırılsıklam ter olmuştu saçlarım bozulmuştu makyajımda iyice akmıştı amma hiçç biirisi umurumda değildi Cenk artıkk iyice hızlanmıştı ve beenii kıvrandırmak onun hoşuna gidiyordu belliydi içimdeki kalın aleti sımsıcaktı ve zevkin en doruklarındaydım biir yandan da kalçalarımı okşamaya devam ediyordu ve artıkk kendimi iyice Cenk’e bırakmıştım altında inliyordum ve kısa biir süre sonrada içimdeki ateşi daha fazla tutamayarak boşalmıştım.Kadınlık sıvılarım süzüldükçe Cenk dahada hızlanıyordu ve iyice canımı yakıyordu.Cenk ise gözlerime bakarak hayatım istiyormusun içiini erkekligimle doldurmamı dediginde kafamı sallayarak evet demiştim ve azgınlıgıyla içime boşalmıştı döllerini hissediyordum içimde ve boş aldııktan sonra ellerimi tutarak sen harikaydın aşkım diyerek yanıma uzandı.İkimizde çook yorulmuştuk yataktan kalkacak halim yoktu ve hadi erkegine sarıl uyuyalım biiraz dedi Cenk.Beense sarılıp gögsünde biiraz uykuya dalmıştım ve sabahın ilk ışıklarıyla gözümü tekrar açtıgımda erkegimin kollarında sızıp kalmıştım.Çok degişik biir psikoloji içerisindeydim hemen Cenk’i de uyandırarak duşa girmemiz gerektigini söyledim ve ardından Cenk’in gitmesi gerektigini.Beraber duşa girdikten sonra çıktık ve biiraz oturduktan sonra bunun sonsuza kaddar aramızda kalacagını biirbiirimize söyleyerek Cenk’i veda ettikten sonra.Evi ve yatak odasını toplayıp tekrar uyudum.Öglen ise eşim geldiginde hiçbiirşey yokmuş gibi devam ediyorduk.Çünki bunu evliligimin devamı içiin yapmıştım.Şuan ise karnımda Cenk’in 2.5 aylık çocugunu taşıyorum..
submitted by ferreisawesome to u/ferreisawesome [link] [comments]


2020.05.21 18:52 ferreisawesome Çocuğumuz olmayınca çare kaynanam oldu

Çocuğumuz olmayınca çare kaynanam oldu..(Yazan:Kerem) Merhaba ensest hikaye okurları, ben İstanbul’dan Kerem. 26 yaşında 3 yıllık evli devlet memuru bir makine mühendisiyim. Eşim benden 4 yaş küçük. Evlendiğimiz günden itibaren eşimle çocuk yapmak için uğraşıyoruz ancak eşimin ergenliğinden beri varolan yumurtlama probleminden ötürü başarılı olamıyorduk bir türlü. İki yıl denedikten sonra artık tıbbi yardım almaya başladık. Ama bu da derdimize derman olmadı. Eşim bu yüzden bunalımlara girdi ben de elaleme rezil olacağız hatta olduk diye çok korkuyordum.
Bir gün bir aile dostumuz bize taşıyıcı annelikten söz etti. Çocuğu başkası doğuracaktı ama yasal olarak annesi eşim olacaktı. Son çare olarak başka bir seçeneğimiz yok gibi gözüküyordu. Üstelik taşıyıcı annelik ülkemizde yasaktı. Biraz araştırdıktan sonra Gürcistan’da bu için yapıldığını öğrendik. Aile meclisini topladık. Kayınpederim ve kaynanam ayrı yaşıyorlardı ama bu mevzuyu konuşmak üzere o da katıldı bize. Kayınçom ve benim annem ve babam da vardı. En sonunda herkes taşın altına elini koydu ve Gürcistan’da bu işi halletmeye karar verdik. İçim rahatlamıştı bu sefer. Ancak ertesi gün eşim tadımızı kaçıracak bir şey daha ortaya attı. “Ya oradaki kadınlarda hastalık varsa, çocuğum hasta olursa” dedi. Mantıklıydı, çünkü Gürcistan’da seks turizmi yaygındı ve çocuğumuzu bu konuda riske atmak ne kadar doğruydu. Eşim yine bunalımlara girdi ağlamaya başladı sürekli. Aynı gün kayınvalidem geldi. Eşimin ağlamaktan şişmiş gözlerini görünce sordu. O da anlattı… Eşim “bize güvenebileceğimiz bir taşıyıcı anne lazım” dedi. Düşündük taşındık ama kimseyi bulamadık. Bulsak da kim bize yardım ederdi ki böyle bir konuda… Ertesi gün akşam yine kara kara düşünürken eşimin telefonu çaldı. Arayan kayınvalidem Handan’dı. Eşimden telefonun sesini hoparlöre vermesini istedi. “Çocuklarım, bu söylediklerim aramızda kalacak. Benimki sadece bir teklif. Düşünün taşının ama ben evlatlarım olarak sizlerin mutluluğu için böyle bir fedakarlık yapmak istiyorum” dedi. Biz eşimle birbirimize bakarak donduk kaldık. Eşim “olmaz anne öyle bişey” diyerek kapadı telefonu. Ertesi gün işten geldiğimde eşim konuyu açtı yine. “Ne dersin Kerem, annem olur mu” dedi. Belli ki kayınvalidemle tekrar konuşmuş… Ben sinirlenmiştim;
-”Nasıl olacak Tuğba? Elaleme ne diyeceğiz? 40 yaşında kayınvalidem hamile kaldı” mı diyeceğiz?
-”Annem 40 değil 38 yaşında Kerem ve bir çok insan bu yaşında hamile kalabiliyor. Kadın bizim için fedakarlık yapmak istiyor anlasana” dedi eşim.
-”İyi peki. Çocuğu annenin doğurduğunu gören eş dosta hayır bu bizim çocuğumuz mu diyeceğiz” dedim.
-”Annem onu da düşünmüş. Sen tayinini isteyeceksin. İstanbul’dan başka bir şehire taşınacağız. Bir-iki sene başka şehirde yaşayıp bu işi halledip tekrar döneceğiz İstanbul’a. Hem de çocuğumuzla beraber” diye cevap verdi eşim.
Mantıksız değildi aslında ama tayin mayin işi zor işlerdi. “Peki baban ne diyecek bu işe” diye sordum.
-”Babamın da, senin ailenin de bu işten haberi olmayacak. Gürcistan’daki herhangi bir taşıyıcı anneden olduğunu söyleyeceğiz çocuğun” dedi Tuğba.
Eşimin ve kayınvalidemin baskıları neticesinde kabul etmek zorunda kaldım bu işi. Tayin için de başvurdum. Bir ay içinde Kayseri’ye tayinim çıktı. İkinci ay Kayseri’ye taşınmıştık bile… Bu arada bir arkadaşım bir tanıdığı vasıtasıyla Gürcistan’da bize yardımcı olacak kişiyi de organize etti. Tarih belirlenince işyerimden senelik izin alarak Gürcistan’a uçtuk eşim ve kayınvalidemle birlikte. Arkadaşımın Gürcistan’daki bağlantısı bizi karşıladı. Konuştuk anlaştık. Bizden istediği 15000 euror parayı da peşin olarak verdik. Yarın arayacağını söyleyerek gitti adam. Biz otelimize yerleştik. Ertesi gün gözümüz telefonda bekledik ama haber gelmedi. Sonraki gün yine. İyice tedirgin olmuştuk. Adam benim aramalarıma da cevap vermiyordu. Israrlı aramalarımdan sonra en sonunda gecenin bir saatinde açtı ve “arama lan beni bir daha gavat” dedi ve suratıma kapadı telefonu. Dolandırılmıştık. Bugüne kadar çok para harcamıştık çocuk için ama dolandırılmak koymuştu bana. Eşim krize girdi. o gece tuvaletten gelen sesle uyandım. Kapı kilitliydi. Eşim ses vermiyordu. Kayınvalidemi uyandırdım yan odadan. Ona da ses vermeyince kapıyı kırıp içeri girdiğimde eşimin baygın halde yerde yattığını ve bir kutu ilaç içtiğini görünce elim ayağıma dolaştı. Hemen otel görevlilerine haber verdik ambulans istedik. Ambulans hemen geldi hastaneye apar topar gittik. Korkudan ağlıyorum. Eşime bir şey olursa ben de ölürdüm. Para pul çocuk falan umurumda değildi. Doktor midesini yıkadıklarını, komada olduğunu, şimdilik beklemekten başka bir şey yapamayacağımızı söyledi. O gece uyanmadı Tuğba. Ertesi gün gözlerini açtı şükür ama yine ağlamaktan başka bir şey yapmadı. Sakinleştirici ile bu sefer doktorlar uyutmak zorunda kaldılar. Kayınvalidem Handan o akşam “Kerem kalk otele gidiyoruz” dedi. “Noldu anne?” dememe bırakmadı “kalk bu işi çözeceğiz” dedi. Taksiye binip otele geldik. Takside konuşamadığımız için odaya çıkmayı bekledim. İkimiz de tedirgindik.
-”Anne ne yapacağız” dedim odaya çıkınca.
-”Buraya neden geldiysek onu yapacağız” dedi annem.
-”Anlamadım anne” dedim.
-”Anlamayacak bişey yok Kerem. Bu adi memlekete çocuk sahibi olmak için, beni hamile bırakmak için geldik. Şimdi beni hamile bırakacaksın” dedi. Ben afallamıştım;
-”Nasıl olur anne, nasıl yapacağız” diye sordum aptalca.
-”Kerem! Bak oğlum! Kızımın hayatı ve sizin evliliğiniz tehlikede. Siz benim evladımsınız. Bir fedakarlık yapacağımı söyledim işler sarpa sardı. Şimdi bu durumu düzeltebiliriz” dedi.
-”Anne nasıl olacak, nasıl spermlerimi aktaracağım sana anlamadım” dedim yine safça.
-”Oğlum vaktimiz yok. Kimseye de güvenemeyiz burada. Dünyadaki 6 milyar insan nasıl yapıyorsa biz de öyle yapacağız bu işi” diye cevap verdi.
-”Anne olur mu öyle şey! Sen benim annemsin! Hem Tuğba’ya ne diyeceğiz?” dedim telaşla.
-”Tuğba birkaç gün daha hastanede kalır. Kalmasa da doktorlardan rica ederiz uyuturlar bir iki gün daha. Biz de bu arada işi hallettik deriz” diye beni ikna etmeye çalıştı annem.
Elimde fazla bir seçenek yoktu. Bir amaç için yola çıkmıştık ve başımıza bir sürü talihsizlik gelmişti. Bu işi burada çözüp dönmek lazımdı Türkiye’ye. İster istemez kabul ettim. “Peki nasıl yapacağız anne ben çok utanırım” dedim. Annem;
-”Oğlum utanacak bir şey yok. Burada zevkimiz için bir şey yapmıyoruz” dedi. “Beni Tuğba olarak düşün” dedi. Hakikaten de eşim annesine benzer.
-”Tamam anne ama nolur makyaj falan yapalım, kılığını tipini değiştir, yoksa yapamam ben” dedim.
-”O zaman sen bir iki saat bekle otelde” dedi annem ve gitti. Bir saati biraz geçen bir vakitte geldi. “Tamam şimdi hazırlanırım Kerem” dedi. Duşa girdi. Oradan odaya geçerken “sen de duşunu al Kerem” dedi. Girdim duşumu alıp çıktım. Üzerimi giyinirken “Kerem gel hadi oğlum” diye seslendi annem içeriden. Kapıyı açtım oda kapkaranlıktı. Hemen yatağa girdim, yatak boştu. Az sonra ışık açıldı. O da ne!!! Ne göreyim!!! Kayınvalidem Handan saçlarını tepede topuz yapmış, çok güzel ve değişik bir makyaj yapmış, üzerinde siyah jartiyerli bir takımla karşımda bir afet gibi duruyordu. Memeleri taş gibi gözüküyordu ve sütyen ancak yarısını kapatabiliyordu. Altındaki tül külot da çok seksiydi. Çok farklı bir kadın olmuştu. Utangaç bir sesle “nasıl değişik biri olmuş muyum Kerem?” dedi. Ben hemen etkilenmiş, karşımdakinin kayınvalidem olduğunu unutmuştum bile. “Olmuşun anne çok güzel olmuşsun” dedim. Annem ışığı kapadı ve yatak başındaki ışıkları yaktı ve yanıma uzandı. “Bu gece ‘anne’ demek yok” dedi ve elini aletime attı. “Sadece o işi yapacağız değil mi anne” deim. “Bir çimdik attı, ‘anne’ yok dedim sana. Ne istiyorsan yapabilirsin, farz et ki bir kaçamak yapıyorsun oğlum” dedi. Ben de “bu gece ‘oğlum’ da yok o zaman”” dedim ve hemen öpüşmeye başladık. Annem mis gibi kokuyordu. Memelerini emmeye başladım sütyeni sıyırıp, gerçekten de taş gibiydi annemin vücudu. 38 yaşına gelmesine rağmen kendine çok iyi bakmıştı. Annem az sonra aşağıya inip aletimi ağzına aldı. “Anne ne yapıyorsun” deyince sikimi ağzından çıkartıp ısırır gibi yaptı “Anne demek yok dedim sana” dedi. Taşaklarımı avuçlayarak aletimi emiyordu annem adeta bir orospu gibi. Sadece içine boşalıp hamile bırakacağımı sanarken annem yılların acısını çıkarır gibi sevişiyordu benimle. Az sonra boşalacağımı anladım “anne dur, geliyorum” dedim kasılarak. Sikimi çıkarıp “hala anne diyorsun” dedi ve tekrar ağzına aldı. Ben kendimi çekmeye çalışırken o daha bir sabitledi sikimi ağzında ve eme eme ağzına boşalmamı sağladı. Ben de hayatımdaki en muhteşem boşalmayı yaşadım. “Anne harikasın ama neden böyle yaptın, hani hamile bırakacaktım seni” dedim. “Bırakırsın Kerem daha gece uzun” dedi ve 69 pozisyonunda üstüme çıktı. Külodu jartiyerin üstüne giymişti sıyırıp çıkardım. Annemin amını götünü dillemeye başladım. “Ohhh oğlum harikasın” diye inledi annem dilimi göt deliğinde gezdirmeye başlayınca. Ben de poposunu ısırarak “oğlum demek yoktu hani” dedim ve yalamaya devam ettim. Dilimi göt deliğine sokup çıkarmaya başladım annemin. “Oaaaawww Kerem ne diyeyim sana müthişsin” dedi annem. “Erkeğim de bana Handan, ‘oğlum’ deme” dedim. Az sonra annem dönüp kucağıma geldi ve sikimin üzerine oturmaya başladı. Alev gibi yanan amına yavaş yavaş sokuyordu aletimi annem. İçine girdikçe “Ohhh Kerem erkeğim benim, çok büyük aletin” diye inliyordu. otura kalka köküne kadar aldı sikimi annem. Sikimin üzerinde zıplamaya başladı. Başına kadar kalkıp tekrar oturuyordu. Az sonra hızlandırdı hareketlerini. Terlemiştik iyice. Annem hopladıkça şap şap ses çıkıyordu. Az sonra annemi altıma alıp domalttım. iki elimle yanaklarını ayırınca mükemmel göt deliği kabak gibi ortaya çıkmıştı. Dilimle tekrar muamele yapmaya başladım. “Oğlum hep dilini mi sokacaksın orayaaa” diye inledi. Ben şaşırmıştım. Demek götten de sikmemi istiyordu annem. Sikimin başını dayadım ve ittirmeye başladım götünün deliğine. Başı kolay girdi. Biraz yüklenince “ahh” diye inledi annem. Geri çekip tükürükleyip bir daha yüklendim. Bu sefer daha da ilerledim. Annemden “aaaoohhh” diye bir inleme geldi bu sefer. Biraz çekip tekrar yüklendiğimde artık sikim köküne kadar annemin göt deliğine girmişti. Annem bir çığlık attı ve “aaaaowww oğlum ne yaptınnnni müthişsinnn” diye inledi. Ben gidip gelmeye başladım bunu duyunca. “Sen vazgeçmeyeceksin demek ki! Tamam devam et ‘oğlum’ de bana! Oğlum dee!” diyerek götüne vurmaya başladım annemin. Annem altımda çıldırmıştı. Yüzünü tamamen yatağa baştırmış çarşafları sıkıyordu. “Ohhhh sik beni oğlummm… Daha sert vur aslan oğlummm” diye inliyordu. Ben de ellerini arkada kelepçe yaptım ve iyice çıkarıp tekrar girmeye başladım annemin götüne… “Ohhh annem benim harika götün var, süpersinnn” diyerek köklüyordum. Az sonra yine boşalacağımı anladım. “Anne geleceğim” dedim. “Devam et oğlum durma, arkama istiyorum hepsini” dedi ve elini arkaya atarak kalçamdan bastırarak göt deliğine köklememi istedi. Ben de anneme kitlenerek göt deliğinin derinliklerine boşaldım deli gibi… “Anne mükemmel bir kadınsın” dedim boşadıktan sonra. “Sen de harikasın oğlum, kaç kere boşaldığımı hatırlamıyorum bile” dedi.
Az sonra yatakta uzanırken “ee bu da boşa gitti anne” dedim gülerek. Annem elini taşaklarıma attı ve “hiç önemli değil aslanım, sen de bu alet varken daha çok şansımız var” dedi. Annem dışarı çıktığında bir kaç bira da almış kalkıp onları içtik biraz. sonra annem karşımda seksi bir şekilde dans etmeye başladı. Allahım çok güzel bir kadındı. Yani para versen böylesini sikemezsin… Az sonra kucağımdaydı. Memelerini ağzıma verdi. Emmeye doyamıyordum. Bacak arama inip sikimi göğüslerinin arasına alıp memeleriyle mastürbasyon yapmaya başladı bana. Sikim yine dikilmişti.
Az sonra annem kalkıp banyoya gitti. Su sesi gelmeye başlamıştı. içeri gelip “hadi banyoya erkeğim” diyerek bir göz kırptı. o göz kırpması beni azdırmaya yetti tekrar. Peşinden bir boğa gibi girdim içeri. Annem jartiyeriyle suyun altındaydı. Hemen ben de küvete girip annemi yüzüstü duvara yasladım ve götünün yarığına kafamı gömdüm. Her yerini yalamaya başladım tekrar. Uzun uzun öpüştük sonra. Dillerimiz birbirine dolanıyordu. Sonra annem benim taşaklarım dahil her yerimi yalamaya başladı. Taşaklarımın hepsini ağzına almaya çalışıyordu. Sikimi de gırtlağına kadar sokup çıkarıyordu. Sonra kulağıma yaklaştı ve “hadi erkeğim, şimdi zamanı geldi” dedi. Ben ayağa kalktım ve annemin arkasına geçtim. Arkasındayken amına girdim. Hızlı hızlı vurmaya başladım. Suyun da etkisiyle şap şap ses çıkıyordu her vuruşta. Annem de vurdukça “erkeğim, aslan oğlum, vur annene daha sert hadi koçum benim” diye inliyordu. Sonra annemi döndürdüm. duvara sırtını yaslayıp ayakta amına girmeye başladım tekrar. Annem boynuma dolandı. Vurdukça inliyordu. Az sonra bacaklarını belime doladı. Ben de alttan ellerimi kalçalarına attım ayakta kucakladım annemi. Amına girip çıkmaya başladım. Annem kucağımda çığlık çığlığaydı. “Hadi oğlum karını becerir gibi becer anneni, karını döller gibi dölle aslan erkeğim benim” diye inlerken ben de hareketlerimi hızlandırdım. Az sonra ellerimi bacaklarının altından geçirerek bacaklarını iyice ayırdım ve kollarını tuttum. Amına daha hızlı git gel yapmaya başladım. Ve sonrasında çığlık çığlığa annemin amcığına tüm spermlerimi akıttım. Annem “ooaaahhh erkeğim, aslan oğlum benimmm” diyerek inledi. Kucağımda çığlık atmaktan bitap düşmüştü. Kollarıma yığıldı. Çıkarıp kurulandıktan sonra yatağa yatırdım annemi. “Harikasın oğlum, resmen işimi bitirdin” diyerek uykuya geçti. Ben de yorulmuştum. Tam uykuya dalmıştım ki, hatta biraz uyumuş da olabilirim elim annemin götüne değdi. Taş gibi götü hissedince sikim yine kazık gibi oldu. Kalkıp annemin göt deliğini yalamaya başladım yine. Annemin götüne doyamıyordum. Annem baygın bir şekilde yatarken beline yastık koyup bir kez daha göt deliğini doya doya sikiyordum. Yine boşalacaktım ki annem “ağzıma istiyorum” diye inledi. Ben şaşırmıştım. Hiç hareket etmemişti ben sikerken ama demek ki uyanıktı. Çevirdim sikimi ağzına yaklaştırdım. Hemen ağzını açtı. Ben de Mastürbasyon yaparak ağzına boşaldım tekrar annemin. Bütün spermlerimi yuttu. Hatta dudaklarına bulaşanları da diliyle ağzına aldı. O sabah çok mutlu uyandık. Hastaneye sabah erkenden gittik eşimin yanına. Mutlu haberi verdik. Nasıl olduğunu sorduğunda hastanede başka biriyle tanıştığımızı, onun yardımcı olduğunu, kendisinden aldığımız yumurta hücreleriyle benim sperm hücrelerimi annemin rahmine yerleştirdiğimizi, bu sayede işi başardığımızı anlattık. Eşim çok mutlu oldu. Hemen o gün taburcu oldu hatta. Beraber bir iki gün daha gezdik. Kayınvalidemle kaçamak bakışlar atıyorduk birbirimize arada. Ardından yurda döndük.
Kayseri’ye hemen alıştık. Büyük bir şehirdi burası da. Eşime de Cumartesi günleri de mesaisi olan bir muhasebe işi buldum çalıştığımız firmalardan birinde. O ilk Cumartesi günüydü… Rüyamda birisi aletimi yalıyordu. Az sonra uyandım. Rüya değildi, odamdaydım. Demek ki eşim yalıyordu sikimi derken bir baktım ne göreyim. Kayınvalidem yine o geceki jartiyerli takımını giymiş, yine harika bir makyaj yapmış. Sikimi emiyor. “Anne ne yapıyorsun” dedim kendimi çekerek. “Bir şey yapmıyorum oğlum. Sadece o geceyi unutamıyorum. Ne var anneni bir kere daha doyursan! Bir kaç aya karnım şişer zaten, günleri değerlendirelim bence” diyerek tekrar sikime yumuldu. Benden günah gitmişti. Annemi o gün eşim gelene kadar evire çevire evin her yerinde becerdim. Akşam poposunun üzerine oturamayacak haldeydi ama memnundu…
O yılı Kayseri’de geçirdik. Annem bize bir kız çocuğu doğurdu, adını Eda koyduk. Çok tatlı bir bebekti. 3-4 ay sonra İstanbul’a tekrar tayinimi aldırabildim. Kimse bir şey anlamadan bu işi halletmenin verdiği gurur, kayınvalidemi sikmiş olmanın verdiği mutlulukla döndük mahallemize tekrar, annem de bir üst katımızdaki evine yerleşti. Annem doğumdan önce biraz zayıf bir kadındı. Doğumda aldığı kiloları da hızlıca verdi. Ama önceki gibi zayıf değildi artık. Bu sefer tam bir afete dönüştü. Şimdi eşim de çalıştığı için Eda’ya annem bakıyor. Yani Eda’nın da öz annesi… Kendi kızının bakıcılığını yapıyor kayınvalidem… Bazen işten erken çıktığımda çocuğu almaya ben çıkıyorum annemin yanına. Çocuğu almadan önce bir posta sikiyor, sonra Eda’yı alıyorum… Bazen de annem geldiğimde bizim evde oluyor. Eşim daha gelmemişse, o gelene kadar annemi doyuruyorum. Bazen o kadar azgın oluyoruz ki Eda ağlasa da bakmıyor, sikişmeye devam ediyoruz… Bir sene sonra annem bir kere daha hamile kaldı ama onu eşime hissettirmeden aldırdık… Eda bu sene anaokuluna başladı. Annem de 45 yaşına geldi ama hala bir afet. Kızından hala daha güzel. Hala Eşim işteyken ve Eda okuldayken sikiyorum annemi. Cumartesi günleri eşim işte ama Eda’nın okulu yok. Uyuduğu zaman rahat rahat sikişiyoruz. Uyanıkken de televizyonda ona bir çizgi film takıp evin değişik yerlerinde sikişmeye devam ediyoruz. Bazen Eda’ya yemek yedirirken sikiyorum annemi arkasına geçip. Bazen annem mutfakta yemek hazırlarken arkasına geçip eteğini sıyırıp sikiyorum hemen. Bazen de annem Eda’yı kucağına alıyor ben de annemi kucağıma alıp sikiyorum… Bazen beraber evcilik oynuyoruz. Eda dışarda kalıyor, ben annemle çadıra girip ağzına veriyorum. Bazen de doktorculuk oynuyoruz. Eda annemin annesi oluyor, ben doktor oluyorum, annem de hasta. Tabi her seferinde hastaya iğne yapıyorum Bir keresinde eşime yakalanıyorduk. Bizim evde Eda odasında oynarken ben annemi salonda kanepenin kolçağına domaltmış götünden sikiyordum. Tam boşalmaya başlamıştım ki annemin telefonu çaldı, arayan Tuğba’ydı. “Anne kapıyı çalıyorum neden açmıyorsun” dedi. Annem telaşla “kızım alt kattayız, buraya gel” dedi. Hemen toparlandık, üstümüzü başımızı düzelttik. Ben Eda’yla oyun oynuyormuşum gibi yaptım, annem de mutfaktaymış gibi yaptı. Eşim gelince bir şey anlamadı Allahtan ama ben kayınvalidemin eteğinin altından bacağından sızan spermlerimi gördüm ve hemen annemi uyardım. O da bir şey almak bahanesiyle yukarı çıkıp temizlendi… Her şeye rağmen Cumartesi günleri hala benim için en güzel gün… Eşim hissetmediği sürece annemi sikmeye devam edeceğim…
submitted by ferreisawesome to u/ferreisawesome [link] [comments]


2020.04.26 15:45 izmirhoxhaj Alın size katarda 15 leyla var gidin alın özel uçaklarla, sizin işiniz sadece reklam yapmak hadi bunu da televizyonlara yayın amk çocukları adamlar 40 gündür aynı kıyafetle kalkıp yatıyorlar dışarı çıkmaya bile izin yok. Türk hükümetinin bu durumdan haberi var ancak dediğim gibi işleri reklam yapmak

Alın size katarda 15 leyla var gidin alın özel uçaklarla, sizin işiniz sadece reklam yapmak hadi bunu da televizyonlara yayın amk çocukları adamlar 40 gündür aynı kıyafetle kalkıp yatıyorlar dışarı çıkmaya bile izin yok. Türk hükümetinin bu durumdan haberi var ancak dediğim gibi işleri reklam yapmak submitted by izmirhoxhaj to KGBTR [link] [comments]


2020.01.28 18:40 yagizs Selamlar

Göz çukuru bir mağara gibi. Bir mağaradan dışarı bakıyoruz. Peki o magraya bizi hapseden kim ? Yaratan. Yaratan bizi hapsetti. Peki. Gözlerinizi kapattığınızda ışık kesiliyor. Mağaraya duvar örmüşsünüz gibi sanki. Mağaradan çıkamiyorsunuz çünkü dışarı korkunç. Yani öyle biliyorsunuz. Astral seyahat o korkunclugu ( mağaranın dışarısını görmek için bir fırsat. Yaratan bu fırsatı bizlere sunmuş. YALNIZ. MAĞARAYA VAKTİNDE DÖNMEK GEREKİYOR. Yoksa. YOKSA MAĞARA duvarları sonsuza dek kapalı kalır. Veya mağara dışarısı güvenli olmadığı için kötü şeyler sizi. Sizi üzer. Üzülmek istemeyiz. Peki. Peki. Mağaradan güvenli bir çıkış yolu var. Sonsuzluk adlı evin kapısına doğru güvenli bir şekilde gidebilecegimiz bir yol var. Bir anahtar gibi de düşünebilirsiniz. Söyleyin lütfen ne o anahtar....... ...... ... Ölüm. Ölüm o mağaradan çıkış biletimiz arkadaşlar. Ölüm kurtuluş. Ölüm çare. Ölüm deva. Ölüm korku değildir. Ölüm iyidir. Ölüm bizi o kapıdan çıkaran, sonsuzluk evine kadar eşlik eden anahtardır. . . . Eğer ölümü beklemeden mağaradan çıkmaya çalışırsanız ölüm kızar. Ölümü kızdırmayalım. Ölüm kızarsa, korkabiliriz arkadaşlar. Mutlu ölümler.
submitted by yagizs to KGBTR [link] [comments]


2020.01.24 22:49 ppzx Noluyoruz aq bir yanda yurtdışından gelen ölümcül virüs var insan dışarı çıkmaya korkuyor bir yandan hiç haber olmayan ama şu an bile acillerde bir sürü sebebi bulunamayan hastalıkla yatan hasta var daha bugün 2 hastaneye gittim full doluydu herkes öksürüyor ateş var

Hatta Türkiyede bitmiş veya azalmış birçok salgın hastalık yeniden artmaya başladı bir yandan rant uğruna veya bilinçsizce dikilmiş bir sürü bina var ve en ufacık depremde her şey yıkılıyor bir şey de yolunda gitmez mi be dışarda salgın var çıkmamaya çalışim desen evde depremde ölme riskin var dışarı çıksan hastalıktan ölme riskin var bu ne aq iyice expert moda geçtik
submitted by ppzx to KGBTR [link] [comments]


2020.01.09 03:46 ill-be-back4 Orospuçocuğu fizikçinin okuldan gitmesine nasıl vesile oldum? Yavşaklıkta nasıl sınır tanımadım? Hayatımda en alfa olduğum 3 anımdan birini kaleme aldım

Bir tane de fizikçi vardı ders içinde hatta okul içinde varlığıma tahammül daha edemezdi. Onun olduğu okulda okurken de aşırı yavşağı ve umursamazı oynuyordum. (Biliyorum aklınızdaki soruyu kız düşüyor mu? Hafif kaşarlık varsa evet bunun yanında tipiniz de iyiyse fazlasıyla) Bu orospuçocuğu derste telefonla oynamamdan tut da okul malına zarar vermemden küfür etmeme kadar hepsinin çeteresini tutmuş. Sınıfta bir kız vardı ona yavşadığım için onu seven oç benim üstüme atlama aşamasındaydı. Benim istediğim de buydu (V1 de alacağımı düşünüyor ve kaygada karşıma kendinden başkasını toplayamacağını gerçekten biliyorsam v1 atıyordum.) Tam işler tıkırında giderken fizikçi tüm sınıfın içinde hakaret etti. “Ar namustan bu kadar da uzak olunmaz ki,şuna bak dersin dışında herşeyle ilgili kalk kalk (eliyle öğretmen masasını göstererek) öne gel çabuk çabuk dedi. Ben de. bişey yapmadım ki dedim,cevap verme dedi ben de ne yaptığımı sordum. Kızı sürekli rahatsız ettiğimi söyledi. Kızın gözlerine bakarak olmadı öyle bir şey dercesine kafamı çok hafif yana salladım. O da ilk bana sonra hocaya bakıp hayır hocam konuşuyorduk dedi. Bu fizikçi kışkırtılmış Hasan Şaş’a döndü. Kıza da bağırmaya başladı ben de onun tek suçu benim dikkatimi başka yere vermemi imkansız kılan güzelliği dedim. O an kız boşaldı sandım amk skdkkskdkdk. Sınıftan o alışkın olduğumuz ama her seferinde sizi utandıran ooooo uuuuu aaaayyy gibi sesler çıktı.Tabi bu arada size söylemediğim şey o, kızı seven orospu evladı, habire kızı rahatsız ediyor ders dinlememize engel oluyor diye mızmızlanıyor. Bu sinirlendi bizim anamız babamız bizi okuyalım diye gönderiyor kıvırtmanın sarkıntılık etmenin yeri değil gevşekliğin hiç değil gibi birşeyler dedi ama o an içim gurur ve heyecan ile dolduğundan burayı tam hatırlamıyorum. Fizikçi bir sevindi bir kabardı. Ben de ortalamam senden iyi demek ki herşey ortalamayla olmuyor dedim. Sınıfta samimi olduklarım sırıttı. Ama fizikçi oç durur mu? Durmaz konuştukça konuşuyor, en sonunda laçkalığa devam edecekseniz çıkın (beni göstererek ) çık senle mi uğraşacam dedi. Annen baban görse bununla olan tavırlarını sana ne der neler yapar sence ha kızım. Arıyım anlatayım ister misin? Dedi kız o ara biraz düştü sen de çık ya da otur adam gibi(adam gibiyi volumu10dan30yapıp sesi derinleştirip söyledi)otur dersini dinle.Ben de nokta atışı yapmak için kıza yaklaşıp seni zor durumda bırakmak istemezdim dedim. Elimi omzuna dokunup özür dilerim dedim ve acının tatlı tebessümünü kıza atarak kapıya doğru yavaş ama kendinden emin adımlarla yürürken bu berk(kızı seven yavşak oç) bana bak ya hala Kıza dokunuyor. Dedi umursamadım bakıp gülümsedim kıza da iki gözümü kırptım,hoca ahlaksızlığım hakkında konuşuyor o zaten hiç sikimde değil. Bu sefer Berk oçu şerefsiz dedi. Benim alışık olduğum bir cümle lakin o anki kaos ortamına orgazm olduğum için sinirlenmiş gibi yapıp ona döndüm”ne dedin sen” cümlesini 3-4 kere tekrarladım bu da özgüvensiz bir sesle tekrarladı hoca bana hişt hişt falan yapıyor. Neyse yüzüm Berk’e dönük kapıdan dışarı doğru çıkarken adam olsan derdini düzgün bir şekilde anlatırdın. Sen bir halt değilsin “Yıkık Seni” dedim amk adamın şahdamarı bu oldu yıkık dedim sanki anasını siktim. Boğa gibi koştu ne diyon piççç dedi sjsnsnksks ben bu götü çöpe savurdum. Hoca artı ben kız ve oç berk hariç Sınıftakiler bayram havasında. Araya girdiler müdüre gittik. Öğrenciler çağırılıp olay anlattırıldı ve sınıftakiler olayların nasıl geliştiğini söyledi ama ilk başta konuştuğumuzu görmediklerini söylediler fizikçi oç nasıl mutlu aklınca beni attıracak. Ama bilmediği bir şey var ben sınıfı örgütleyip bu oçu hem rehberliğe hem müdüre şikayet ettirmiştim. Bir de teker teker MEB’i aradık şikayet ettik(çoğu konuşma elimden çıktı). Sınıf ekstra olarak fizikçinin düzeni sağlamaktaki başarısızlığını ve dersi iyi anlatamadığını müdüre tekrardan iletti(kimileri benle kişisel problemi olduğunu da söyledi). Ne mi oldu Cuma günü yeni ders programı geldi fizikçi oç artık bizim sınıfa girmiyordu. Sonra diğer şikayetler de çığ gibi gelince 3 hafta sonra okuldan gönderildi. Beni göndermeye çalıştı kendi gitti. Ders programı değiştikten sonra Okulda onunla karşılaşmak için elimden geleni yaptım. Kantine çay almaya geldi ben de tost yiyorum bu bana doğru baktı ben o Ayvalık tostunu bir ısırdım kelimeler kifayetsiz kalır. O eline yarrağı alıp adamın yüzüne azgın azgın bakar ya pornstarlar ardından da bir ağzına sokar çıkartır öyle ısırdım kaşar o pornonun yıldızı oldu havada ahenkle uzadı. Bu olayda roller değişse biri karşımda böyle tost yese kafayı yerdim götümün anamın sikilmesini yeğlerim öyle ısırdım aq. Berk’e nolduğuna gelelim piç oldu. Kızla çok konuştuk çıkmaya başladık(sikişemedik devrem) Berk’ten haber aldım hala elini sikiyor üniversiteyi de 2 yıllık kazanmış arada haberini alıyorum. Kızla ayrıldık haliyle ama gerçekten sevip sevmediğimi hiç anlamadım. Fizikçi oça ne oldu bilmiyorum ölmüştür inş. Bu kadarını okuduysan adamsın teşekkür ederim.
submitted by ill-be-back4 to KGBTR [link] [comments]


2019.12.26 00:14 dIllustrator Uzun oldu ama BU HİKAYEDEKİ GÖT BEN MİYİM?

Ben Üniversite okuyan 20 yaşında bir erkeğim. 4-5 ay önce eski ev arkadaşım tek başına yaşamak istediğini ve ev aradığını bana haber vermişti .Bende yeni bir ev arkadaşı arayışı içine girmiştim. O sıralar 2 ay kadar önceden barda tanışmış olduğum ve çok iyi anlaştığım bir arkadaşım vardı ve kısa süre içinde bu adamla bayağı dost olduk. O ve annesi benim okuduğum şehirde beraber yaşıyorlardı. Bir akşam bize gelecekti ve evde biraz oyun oynayıp dışarı çıkacaktık. Akşam 7de buluşmayı planlamıştık fakat bana 8 gibi eve gelemeyeceğini, çünkü şu an poliste olduğunu ve sorgu için onu sırada beklettiklerini söyledi. Nedenini sorduğumda annesiyle girdiği bir tartışmada annesi ona vurmaya çalışınca annesini kolundan tutup sakinleştirmek istemiş fakat annesi bunun üstüne polisi arayıp oğlum beni darp ediyor diye şikayet etmiş ve arkadaşımı apar topar tutuklamışlar. Hemen endişeyle yanına gidip yardımcı olmak istedim çünkü ceza almayacağından emindim, o hiç de öyle birisi değildi. Arkadaşımı evime getirdim ve bende istediği kadar misafir kalabileceğini söyledim. Bana bir daha annesinin yüzünü bile görmek istemediğini ve benle ev arkadaşı olmak, iş bulup kendi parasını kazanmak ve ayaklarının üstünde durmak istediğini söyledi. Ona bunun büyük bir sorumluluk olduğunu ve eğer bunu yapacaksa çok çabalaması gerektiğini, hem okulun hem de işin onu çok zorlayacağını ama bu zorluğa dayanamazsa evin kirasının ve bütün faturaların benim üstüme olmasından dolayı bana zarar vereceğini söyledim. Bunların farkında olduğunu söyleyip bana söz verdi. İş arama sürecinde ondan maddi ve manevi hiçbirşeyi esirgemedim ve zor zamanında destek olmak için hem zamanımı hemde kısıtlı olan maddi imkanımı sonuna kadar sundum. Fakat o iş arama sürecinde annesiyle barıştı(Bunun iyi bir fikir olmadığını ona söyledim, annesinin psikolojik sorunları ile ilgili raporlar vardı), İş aramayı savsakladı ve ev işlerinden kaytarmaya başladı. Çok uyuyor, gece uyanıyor ve ders çalışmıyordu. Sonunda bir ara annesinin ona torpille bulduğu bir işe girdi ve bir hafta kadar çalışıp odasına eşyalar satın aldıktan sonra işten çıktı. Bir ay geçmişti çoktan ve ben kiramı ve faturaları ödeyememekle kalmıyor, onun umursamazlığıyla dahada yıpranmaya başlıyordum. Hergün okuldan gelirken iki kişilik alışveriş yapar, biryere gidiliyorsa iki kişilik para ödemek zorunda kalır olmuştum ve birde üstüne kalitesiz yemek yiyoruz veya içki içemiyoruz diye şikayet eden de o olmuştu. Onu birkaç kez paket servisle kaliteli yemekler yerken veya bir barda içerken gördüm ve hep babasının ona biraz para verdiğini ve kafasını dağıtmak istediğini söylüyordu(Sonradan annesinin ona düzenli para vermeye başladığını öğrendim). Ben artık şikayet etmeye ve onu kibarca uyarmaya başladığımda ise beni suçluyordu. Benim kötü hissettiğimden dolayı gidip ucuz bir yerde kendi paramla içtiğim iki tane birayı bana söyleyip benim sorumsuz olduğumu, alkolik olduğumu, psikolojik problemlerimi alkol ile yenemeyeceğimi söylüyor ve hatta bazen beni aşağılıyordu. Bu aşağılamalar büyümeye başladı ve hatta birkaçkez "Beni sinirlendirme seni dövmemek için kendimi tutuyorum" gibi laflar duymaya başladım. Psikolojik şiddete uğramaya başlamıştım ama iyi davrandığı zamanlar da oluyordu ve ben anlık birşeyler heralde ve kafası çok karışık diye düşünüyordum. Fakat zamanla işler iyice çığırından çıkmaya başladı. Birkaç kez üstüme yürüdü, ara sıra ve frekansı gittikçe artan şekilde annesinin evinde kalmaya başladı, bana en küçük bir şeyde dahi kaba davranmaya başladı (bende ona başladım ama her zaman üste çıkıp beni suçlayacak birşeyler buluyordu). 4 aydır kira ödeyemeyen ve kredi kartları fullenmiş birisi olarak en son bir gece dayanamayıp yanında ağlayıp onu evime alma kararımın bana ne kadar zarar verdiğini anlatmaya başladım ve benim ağlamalarım sırasında karşımda uyuyakaldı. Ertesi gün evde yoktu. Bir iki hafta daha eve gelmedi. Ara sıra onu aramaya çalıştım ama açıp sürekli bir sebepten bana kaba davranıp sindirmek için zamana ve yalnız kalmaya ihtiyacı olduğunu söylüyordu. Kira zamanının yaklaştığına dair ona söylemek için son arayışımda bana bağırıp çağırıp küfretti ve telefonu yüzüme kapattı. Ben de eşyalarını paketleyip kapının önüne attım ve ona borçlarının da umurumda olmadığını, sadece hayatımdan çıkıp gitmesini istediğimi söyledim. Gece gelip kapımı tekmeledi ve ben polisi aramadım. sadece gitsin istiyordum. O ise vermediğim 2. el ve eski yatağını çıkartmamış olduğum için beni polise şikayet etti. Polisle konuşup yatağı da vereceğimi söyledim. Onu da attım ve benle arkadaşça konuşma çabası ve mahcup gibi yüzüne rağmen kapıyı yüzüne kapattım. Acaba onu evimden atmakta haklı mıydım yoksa hem bu kadar fevri davranıp eşyalarına attığım hem de arkadaşının belki medikal olabilecek bu sorunlarına ve davranışlarına katlanmak konusunda anlayışsız davrandığım için bu hikayedeki göt ben miyim?
submitted by dIllustrator to wiredpeople [link] [comments]


2019.11.01 16:55 seyhsait istiklal marşı okunmadan dışarı çıkmaya çalışırım* öğretmen niggas:

istiklal marşı okunmadan dışarı çıkmaya çalışırım* öğretmen niggas: submitted by seyhsait to burdurland [link] [comments]


2019.11.01 05:45 cnnbs Syriancivilwar'daki Türklere teşekkür

Hepinizi tebrik etmek istiyorum çünkü bıkmadan, usanmadan, yapılan yorumların saçmalığına rağmen makul bir şekilde uzun uzun açıklamalar yaparak Türkiye'yi savunmanız beni sabah sabah bir kez daha duygulandırdı.
Sağolun, varolun. +35 yaşında olmama rağmen yapılan SCW'deki yorumları okudukça içimdeki liseli ergen dışarı çıkmaya başlıyor, neredeyse klavyeyi yumruklayacak kadar sinirleniyorum(ki operasyon başladıktan sonra 1 hafta içinde banlandım SCW'den) ama siz güzel güzel küfür etmeden, hakaret etmeden ülkemizin pozisyonunu savunuyorsunuz.
Teşekkürler, aklınıza ve parmağınıza sağlık.
submitted by cnnbs to Turkey [link] [comments]


2019.10.24 11:53 furkantopal Beyler anasını sikeyim öyle bir kabus gördüm ki akıllara zarar, acayip uykum var hala ama yeniden uyumaya korkuyorum o neydi öyle amına koyayım, beynim nasıl böyle bi senaryo yazabildi nasıl aklım almıyor lan inanılmaz saçma ama korkunç amk elimden geldiğince anlatmaya çalışacam gördüklerimi çünkü

Gerçekten tanımlaması zor şeyler. Ulan zaten öncesinde rüyalardan rüyalara atlıyordum, bazıları güzeldi, bazıları tuhaftı, kimisinde assassin creed gibi parkur yapıyorum bilmediğim diyarlarda, kimisinde sarhoştum bi tane ipe tutunmuş denge kurmaya çalışıyordum falan fistan böyle bi sürü değişik rüya. En son bu kabusa geçtim. Neyse anlatıyorum.
Şimdi rüyamda halka açık bi yerdeyim, dışarıdayım, burnum tıkandı benim, aynı hasta olduğumuz zaman tıkandığındaki gibi, karşımda sanayinin tezgahında küçük bi ayna vardı, bi baktım o aynada burnuma, o ne lan öyle dedim daha da yaklaştım, burnum tamamen tıkanmış ama yeşilin tonlarında ve yer yer beyazımsı sarımsı tonlarda ayrı ayrı yassı spagettilerin birleşiminin alttan bi görüntüsü gibi böyle, saçak saçak bir şeyle burnum tıkanmış ama o saçak saçak dediğim şey tam burnumdan dışarı çıkan hizada kesilmiş böyle, o yüzden yassı spagettilerin birleşimi gibi duruyor. Biraz zorla nefes verdim, burnumun dışarı açılan hizasından zorla çıkıp geri aynı hizaya dönüyorlardı, dikkatimi bir şey çekti, o işte farklı farklı ayrı ayrı tonlarda spagetti gibi dediğim seylerden yeşil çimen tonunda olan hizadan biraz daha çıkkınlașıp solucan gibi hareket ederek geri hizadaki yerini aldı. Noluyor amk dedim eve gittim. Evin yatak odasında büyük bi ayna vardı. Onda iyice baktım detaylı. Burnumdan resmen biyoloji dersinde veya belgeselde görebileceğimiz türden, bu terliksi hayvanların, alglerin, yumuşakçaların falan mikroskobik versiyondan çıkıp büyümüş halleri gibi canlılar gördüm, burnumdan dışarı çıkmaya çalışır gibiler falan, ağzımı açtım baktım yine onlara benzer ama daha farklı canlılar gördüm. Bi tane 7 timsah kafalı bi tür o mikroskobik canlının büyümüş hali gibi 7si birden kafasını çıkardı hepsi birbirine bağlıydı, en soldaki kafasını ağzımdan dışarı sürdürüp inceleyici yüz ifadeleriyle etrafa baktı, ulan resmen bedenimin içinde yaratıklar var. Rüyamda içerde annem vardı yanına gittim, anne şunlara bak acil dedim. Noldu dedi, burnumu gösterdim falan. Annem o sırada bunların Latinceye benzer tıbbi isimlerini falan sayıyor bana, ve kendisi de değişik bitkiler yiyordu. Annemin ve benim muhabbet ettiğimiz masanın önünde su dolu büyük bi tabak var, içimdeki canlıların bi kısmını buraya aktardım, bak insan etine tepki veriyorlar görüyor musun dedim şunlara bak içim bunlarla dolu dedim, dur gözüm görmüyor gözlüğümü takayım dedi, aha bak hareket ediyorlar dedim önce bi çubukla gösterdim, sonra parmağımı tabağın üstünde tuttum, turuncu, sarı, kırmızı, yeşil renkli yumuşakçalara benzeyen canlılar elime yapışmaya çalışıyorlardı. Rüyamda annemin saydığı isimler çok netti ama şimdi o isimleri aklımda tutamadım. Kafadan sallicam isimleri. İşte bu dedi transtrafulorobi yüzünden sana bulaşmış dedi, yani rüyama göre bunun meali annemi ziyaret edip onda kaldığım için evdeki bitkilerin sporları burnuma ve burnumdan da içime girip içimde yaşam formu oluşturmuşlar. E peki napıcaz dedim, kliestrobobi, spaltikfrotodi vesaire bunlar zararsız ama transkrensirobobi esas başa bela dedi. Amına koyayım korktum, anneme baktım bitkilerle canlılarla kafayı yemiş böyle, hepsini de biliyor ve onlarla o korkunç yaratıklarla bitkilerle uğraşmayı seviyor, ağzında korkunç dişleri olan elektrik süpürgesine benzeyen canlıları kaval kemiğinin dizinin üstüne falan koyup derisini falan temizletiyor, işte o yaratıklar hastalanmasını engelliyormuș güya falan. Rüyamda sanki o yaratıklar annemi esir etmiş de, annem bunun farkında değilmiş gibi de bi durum vardı amına koyayım hani bana överek anlattığı yaratıklara bakıyorum, akıl işi değil bunlarla uğraşmak, bu bitkileri yemek. O evde kaldığım için acayip pişman oldum falan amına koyayım ortalık önce sadece yumuşakçalarla sonra da yılan kafalı, ejderha kafalı, timsah kafalı, pirana dişli korkunç yaratıklarla doldu amına koyayım. İşte en korkunç sahnesi, o esnada bi tane yeşil, dik, anten gibi bir canlı uzadı dışarıya burnumdan, ve deli gibi hareket etmeye başladı, burnumun üst kıkırdağını zorlamaya başladı, kendisi uzun ince anten gibiydi ama en ucunda yassı bi kafası ve korkunç dişleri vardı, o sırada bağırdım "anne anne bak anne" diye, o dişleriyle bir şeyler yakalamaya çalışıyordu burnumun içinden daha da çok uzamaya çalışıp amk, gözüme saldırdı ve kirpiğimi ısırdı, tuttum bunu zaptetmeye çalışıyordum ve kirpiğimi kopardı yedi bi yandan anneeeeeee diye bağırıyorum falan ve burnumun içinden iyice uzayıp bi hamle daha yaptı, tam gözüme doğru o dişleriyle gözümü yemek için saldırıyordu ki bağırarak uyandım. Anasını sikeyim bu nasıl bi şeydi lan.
submitted by furkantopal to KGBTR [link] [comments]


2019.07.22 00:09 phalakne #HERGÜNBİRFLOOD GÜN 9

Aga bugün dersanede dersteydim. Dersi dinliyoruz işte koridordan bağırma sesleri gelmeye başladı. Sınıfça kapıya çıkmaya çalıştık hoca ilk başta izin vermedi ama sesler biraz daha artmaya başlayınca hoca da merak edip kapıya çıktı. Koridora bi baktık 3-4 tane keko ellerinde bıçak bağırıyolar o orospu çocu çıksın dışarı diye. İlk başta anlamadım ama sonradan fark ettim ki kuzenimi arıyorlarmış. İlk başta o kadar ısrar ettik kuzenimi ama durduramadık. Çıktı onların karşısına hayırdır beni mi arıyosunuz dedi. Onlar da evet seni arıyoruz diyip kuzenimin kolunu tutup götürmeye çalıştılar ben bi tanesinin kolunu tutup çektip siz kimsiniz falan dedim biraz tartıştık bi tanesine kafayı koydum yere düştü. Sonra bekleyin olum bizi diyip çıktılar. Ders bitti kuzenimle birlikte çıktık dersaneden kapınjn önüne bi baktık 9-10 kişi hepsinin elinde ya muşta ya da bıçak var bizi bekliyolar. Biz de içerden bikaç arkadaş toplayıp karşılarına çıktık. Bana işimiz seninle değil sen karışma senide sikeriz dediler. Ben de tekrar kafayı gömdüm ve orda hepimiz birbirimize girdik. Kavga anını bilirsiniz hiçbişey hissedilmez o an. Bi anda bacağım uyuştu ayakta duramadım ve yere düştüm. Bacağıma bi baktım orospu çocunun biri bıçak saplamıştı. Ambuland geldi hastaneye gittik. Dikiş attılar polis geldi ifademizi alıp bıraktılar bizi. Eve giderken o kekolardan birini gördüm. Direkt yanına gidip mevzu ne diye sordum. mevzu kuzeninle değil seninle dedi. Niye dedim. Bana dedi ki uzun zamandır kgb de ii geceler postu atmıyosun o yüzden. Ben de dedim ki açsam da kimse siklemez ki. O da dedi sen at siklemeyen olursa onları da bıçaklarız. sizin de bıçaklanmanızı istemiyorum. O yüzden herkese ii geceler
submitted by phalakne to KGBTR [link] [comments]


Koronaya selam dışarı çıkmaya devam - YouTube Koranaya selam dışarı çıkmaya devam Koronaya Selam Dışarıya Çıkmaya Dewam  TikTok Yeni AKIM ... Koronaya selam dışarı çıkmaya devam Dışarı çıkmaya ihtiyacı olan duygularım var Koronaya selam dışarı çıkmaya devam BENİMLE BİRLİKTE AKŞAM DIŞARI ÇIKMAYA HAZIRLANIN Koronoya selam dışarı çıkmaya devam Coronaya Selam Dışarı Çıkmaya Devam (Tiktok YENİ Akım )

HLM’de oturanların asansör isyanı: Yaşlılar dışarı çıkmaya ...

  1. Koronaya selam dışarı çıkmaya devam - YouTube
  2. Koranaya selam dışarı çıkmaya devam
  3. Koronaya Selam Dışarıya Çıkmaya Dewam TikTok Yeni AKIM ...
  4. Koronaya selam dışarı çıkmaya devam
  5. Dışarı çıkmaya ihtiyacı olan duygularım var
  6. Koronaya selam dışarı çıkmaya devam
  7. BENİMLE BİRLİKTE AKŞAM DIŞARI ÇIKMAYA HAZIRLANIN
  8. Koronoya selam dışarı çıkmaya devam
  9. Coronaya Selam Dışarı Çıkmaya Devam (Tiktok YENİ Akım )

Evde canı sıkılan dede bırakın beni ben dışarı gidecem 😂😂😂😂Corona virüs sokağa çıkma yasağı - Duration: 1:01. Mustafa Koyun Official 126,709 views 1:01 TikTok Yeni Farklı Akımlar , En iyi Tik Tok Akımları , TikTok Müzikleri , TikTok Şarkıları , Yeni Slowmo Akımlar , Tik Tok En iyi Sevgili Akımları , Funny Ti... Çok msj attınız uzattım Tiktok YENİ Akımı coronaya selam dışarı çıkmaya devam ... #coronaya #selam #dışarı #çıkmaya #devam #remix #djenginakkaya #korona #djenginakkayaremix #remix ... Kayhan Kalhor Setar Solo تک‌نوازیِ سه‌تار کیهان کلهر در موزهٔ آبگینه - Duration: 55:35. Hafdang هفدانگ Recommended for you Сочен КОЗУНАК на много конци с шоколад и 10мин. месене.Как се правят конци,плетене на кръгъл козунак - Duration: 30:31. 1 Erkek 1 Kadın 19.Bölümden Abone Ol: http://goo.gl/4mGG1t 2008’de başlayan, kadınlarla erkekler arasındaki ilişkileri komik ve samimi bir üslupla anlatan ... herkeze selam arkadaşlar bugün sizlerle birlikte makyajj yapıyoruz benimle birlikte dışarı çıkmaya hazırlanın ..... İYİ SEYİRLER ☻ Enjoy the videos and music you love, upload original content, and share it all with friends, family, and the world on YouTube. How to Make Perfect Pizza Dough With DRY YEAST - For the House - Duration: 12:22. vito iacopelli Recommended for you